MİSAFİR KİM

2012-01-24 08:17:00

BU DÜNYADA MİSAFİRSİN MİSAFİRLİĞİNİ BİL; SIRTINDA YÜK TAŞIMA! İŞLERİ SAHİBİ YAPSIN İŞLERE KARIŞMA; BELKİ YARDIM EDERSİN İKRAM ETTİKLERİNİ YE; SUNULAN NİMETLER İLE MEŞRU DAİRE KEYF YAP. İSTEMEDİĞİ ŞEYLERİ YAPMA, EV SAHİBİNİ KIZDIRMA, MİSAFİRLİKTEN, AHBAPLIKTAN ATILMA. MUHABBETİN SAMİMİ OLSUN; EV SAHİBİ EL ÜSTÜNDE TUTSUN, SAMİMİ DOST O,L DOST-DOĞRU OL; EĞRİLİK VE EĞİLMEK AKLINA HİÇ GELMESİN. EV SAHİBİ SENİ EN İYİ DOSTU BİLSİN EN ÇOK SENİ SEVSİN SARAYINDA BAŞ KÖŞEYİ HEP SANA VERSİN       Devamı

BATI VE DOĞU/KURAN FELSEFESİ

2012-01-14 20:30:00

  ÜÇÜNCÜ ESAS: Hikmet-i felsefe ile hikmet-i Kur’aniyenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye verdiği terbiyeler: Amma hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı “kuvvet” kabul eder. Hedefi “menfaat” bilir. Düstur-u hayatı “cidal” tanır. Cemaatlerin rabıtasını “unsuriyet, menfi milliyeti” tutar. semeratı ise, “hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyid”dir. Halbuki, kuvvetin şe’ni tecavüzdür. Menfaatin şe’ni, her arzuya kâfi gelmediğinden, üstünde boğuşmaktır. Düstur-u cidalin şe’ni çarpışmaktır. unsuriyetin şe’ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, tecavüzdür. İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur. Amma hikmet-i Kur’aniye ise, nokta-i istinadı, kuvvete bedel “hakk”ı kabul eder. Gayede menfaate bedel “fazilet ve rıza-yı ilâhî”yi kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine “düstur-u teavün”ü esas tutar. Cemaatlerin rabıtalarında unsuriyet, milliyet yerine “rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabul eder. Gâyâtı, “hevesat-ı nefsaniyenin tecavüzatına sed çekip ruhu maaliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin” eder ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan eder. Hakkın şe’ni ittifaktır, faziletin şe’ni tesanüddür, düstur-u teavünün şe’ni birbirinin imdadına yetişmektir, dinin şe’ni uhuvvettir, incizaptır; nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni saadet-i dâreyndir. BZ SAİD NURSİ ... Devamı

AİLE, TOPLUMUN YAPI TAŞI

2012-01-09 19:23:00

  AİLEMİZ VE BİZ   Ailemiz anne, baba ve çocuklar ile ebe beyinlerden oluşur. Ailemiz bizlere Allah’ın lütfüdür. Bizim mülkümüz değil bize emanettir. Ancak bizim olmadığı halde bizim en değerli varlığımızdır. Bir yandan neslimizin devamı, biryandan bizi hayata bağlayan bir güzellik ve zevkli meşgaledir. Ebe beyinler ise sayıp seveceğimiz, bize dua eden, bilgi ve tecrübelerinden yararlanacağımız değerli yakınlarımızdır. Aile içinde sıkıntı ve külfetler, çatışmalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Hem de bu durumlarla sıkça karşılaşacağız. Aile içinde en önemli silahımız sabır ve anlayış olmalıdır. Eğer sabredersek her açıdan karlı çıkacağımızı ileride göreceğiz. Bir de aile içi ilişkilerde sevgiyle, şefkat ve yardımlaşma düşüncesiyle yaklaşmak; diyalog yolunu yöntem olarak benimsemek gerekir. İkna ve inandırma yöntemi ve yönetimi aile içinde uygulanmalıdır. Karı koca kavgaları, gelin kaynana kavgaları, kuşak çatışmaları, tamamen gereksiz muhataplıklardan ve hoşgörüsüzlükten ileri gelir. Aslında ne gelin kaynanayı değiştirebilir ne de kaynana gelini değiştirebilir; aslında birbirilerini değiştirmesi de gerekmez. Zamanında gönül seçmiş, beğenmiş ve sevmiş kabul etmiş alınmıştır. Artık o bizimdir; emanettir, mesuliyeti de bizimdir. İşte bilinmesi gereken bütün mesele de budur. İkisi zaten ayrı bireyler ve ayrı kuşaklardır. Aynı düşünmeleri, aynı davranmaları beklenmemelidir; böyle bir beklenti içinde olmak abestir. Bizimki şöyle de başkasının ki böyle değildir. Bazı şeyler cinslerin fıtratıyla, alışkanlıkları, tecrübeleri ile ilgilidir. Kolay ulaşılan, hep yanımızda olan, kanıksanan değersizleşmemelidir. Bizim saydığımız şeyler bize emanet değil midir? Aslında bizim olması; teklifsiz paylaşımlar demek is... Devamı

Türk Hilali

2012-01-09 19:21:00

  TÜRK HİLALİ/TÜRK BAYRAĞI               Ülkelerin bayrakları o ülke veya devlet sınırları içinde yaşayan milletin değerlerini ve bu değerlerinin dayanaklarını, ölçülerini; kısaca milletin ruh şekillenmesini ve birliğini sembolize eder. Türk Bayrağı da Türk Milleti'nin tarihi gelişim sürecinde her "boya bir tuğ"dan başlayarak  (önce/Ergenekon’da en çok faydalandıkları evcil hayvan "keçi" sembolüne/bu kaynakların büyük bir kısmı Kazakistan'da olup bizzat görmek nasip oldu).  Milletin sosyal gelişimine / tekâmülüne paralel olarak gittikçe yükselen ve yücelen bir seyir izleyerek; Göktürklerde Bozkurt sembolü, Selçuklularda Çift Başlı Kartal ve Ok-Yay sembolü, Osmanlılarda bazı geçiş sembollerinden sonra Hilâl-Yıldız sembolü bayrak olmuştur.          Hilal-Yıldız (ay-yıldız değil!)' ın bayrak yapılması ile ilgili Osmanlı Devleti'nin  Balkan Savaşlarından biri  ile ilgili  güzel bir hikâyesi vardır. Bu güzel hikâye hemen herkes  tarafından zaten biliniyor. Benim araştırmalarım ve oluşan kanaatime göre  ise bu hikâye sadece güzel bir tevafuktur. Gerçek ise zamanın âlimlerinin ince hesaplar yaparak, Milletimizin Değerlerini, yapısını/fıtratını inceleyerek Bayrağımızın şekillendiği/şekillendirildiğidir.            Türk Bayrağı/Bayrağımız, Hilâl-Yıldız sembolleri ve Al kırmızı-Beyaz renklerden oluşturulmuştur. Burada Büyük Türk Âlimleri &n... Devamı

KRİZ

2012-01-09 09:08:00

KRİZ KRİZ'İN TÜRKÇE TEVAFUKU KIRMAK, KIRILMAK VE RİZİKONUN BİRLEŞİMİ İLE İFADE EDİLİR; EDİLEBİLİR. RİSKLER ARTAR; KIRILIP DÖKÜLMELER, KOPMALAR BAŞLAR; DENGELER BOZULUR;  AL SANA KRİZ. BAŞKA TARİFLER DE VARDIR; BİZ HALKIN DAANLAYACAĞI ŞEKİLDE TARİ ETMEYE ÇALIŞTIK. DÜNYADA HER ON YILDA BİR KRİZLER YAŞANMAKTADIR. KRİZLE İLGİLİ BİR SÜRÜ DE KOMPLO TEORİLERİ ÜRETİLMEKTEDİR. ASLINDA GERÇEK ÇOK YALIN, BASİT OLUP ANLAŞILAMAYACAK YANI DA YOKTUR. KONUNUN UZMANLARININ KRİZİ ANLAMAMALARININ SEBEBİ BİR TÜR KURUM KÖRLÜĞÜDÜR. İÇİNDE BULUNULAN SİSTEMİN MUTLAK DOĞRULUĞUNA İNANMALARI VE OLANLARI SADECE TEKNİK BİLGİLERLE ANLAMAYA VE ÇÖZMEYE ÇALIŞMALARINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. KRİZLERE VEYA OLAYLARA BİR DE SOSYAL AÇILARDAN BAKABİLSELER NEDENLERİNİ ANLAMAK VE ÇÖZÜMLERİNİ ÜRTEMEK DE KOLAYLAŞACAKTIR. BU SON İKİ KRİZİN BAZI ALİMLERİN DE ÖNCEDEN İFADE ETTİKLERİ GİBİ ÜÇ TEMEL SEBEBİ VARDIR: 1. FAİZ 2. İSRAF 3. ÖNGÖRÜLEMEYEN VADELER. BEN BURADA AÇIKLAMA YAPMAYACAKTIM AMA TEKNOKRATLAR BUNU HAMASET SANACAK VE SAYACAKLAR; İTİBAR ETMEYECEKLERDİR. KRİZİN NEDENLERİNİ İSTEYEN ARAŞTIRABİLİR. BAŞKACA ONLARCA TALİ NEDENLERİ DE OLABİLİRBİZ BURADA ÜÇ TEMEL NEDENE KISACA DEĞİNECEĞİZ. FAİZ TEMBELLEŞTİRİR; OYSA HAYAT DEVİNİMLE MÜMKÜNDÜR. HAYATIN ÖZÜ HAREKETTİR; DEVİNİMİ AZALAN YAPILAR KATILAŞIR; CANSIZLAŞIR; TAŞLAŞIR; PUTLAŞIR; ASALAK HALE GELİR VS VS VS. İSRAF İSE NİMETİN KIYMETİNİ BİLMEMMEK; ŞÜKRÜNÜ EDA EDEMEMEK, KOLAY ULAŞILDIĞI (ALLAH'IN LÜTFU OLDUĞU; HER CANLI İÇİN HAZIR VE NAZIR OLDUĞU )  İÇİN DEĞERSİZ SANILMASI; ALLAH'IN LÜTUF VE NİMETİNİN KÜÇÜMSENMESİ NEDENİ İLE BİR TÜR ŞİRK GİBİDİR. İNSANIN FITRATININ DA BOZULMASINA SEBEPTİR VS VS VS. UZAMIŞ VADELER TEKNİK BİR KONU OLUP HERKESİ... Devamı

CUMA

2012-01-09 19:00:00

CUMA Cuma İslam’ın sade, anlamlı, uygulamalı en basit tanımı;  islamın demosu/temsilidir. İslam’ın birlik ve beraberlik; birleştiricilik; kardeşlik ve Allah katındaki adalet, eşitlik ve ruhun bedene, kalbin beyine üstün olduğu; nefsin gururu ve kibrinin sıfırlandığı bir inanç, ibadet,  inanış biçimidir. Özgür ve cemaat halindeki bütün erkek Müslümanlara farzdır. Erkekler bu ibadeti yerine getirdikleri zaman hanımları ve kızları da görevi ifa etmiş sayılırlar. Cuma haftada bir gün Cuma günleri öğlen vaktinde kılınan bir namaz ibadetidir. Farzı 2 (iki) rekâttır. İmam ile kılınır. İmam yoksa ve şartlar oluşuyorsa kuran/dini bilgisi en fazla olan kişi imamlık yapar. Bir kişi de müezzinlik yapar. Cuma mini bir mahşer provası da sayılabilir. Kimsenin irk, renk, mevki, makam, zenginlik, mal mülk üstünlüğü olmada ve hiçbir sınıf farkı gözetilmeden saflara dizildiği; en yüksek seviyedeki birinin alnını en düşük gördüğü bir kimsenin ayak bastığı yere alnını koyması; gururun, kibrin sıfırlandığı; enaniyetin/benliğin kırıldığı insanın ise yüceldiği bir durumdur.  Yaratıcının karşısında O’na kulluğun ifadesi; bir taraftan da Allah katında en yüksek düzeye çıktığı andır. İmamın grövleri geniş ve üç bölümdür. Hutbe, dua ve imamlıktır. Cemaat ise niyet ile imama katılır ve tabi olur. Bu tabilik aynı zamanda içinde yaşanılan topluma da bir ünsiyet bir tabiliktir. Bir sılayı rahim, aslına dönmek veya aslından kopmadan ileri yürümektir. Yukarıdaki anlayış ve algılamalardan sonra Cuma için Hümanizmanın da doruk noktasıdır diyebiliriz. Bu durumu bilselerdi bütün dinler cumaya katılırlar; hatta dinsiz olan âlimler, entellüekteller, sosyalistler, komünistlerinde cumaya ge... Devamı

ATATÜRKÜ ANLAMAK/ 10 kasım 2010

2012-01-05 01:42:00

ATATÜRK’Ü ANLAMAK Bugün yine 10 kasım; bizler için hüzünlü bir gün; ama hüzünlü günleri ümitli günlere döndürmek gerek. Onun için de büyük önderimiz Mustafa kemal Atatürk’ün yaptıklarını değil şimdi yaşıyor olsaydı yapacaklarını konuşmak gerek. O’nun o gün yapmaya çalıştıkları şimdiye ışık tutmaktadır. Atatürk, bugün olsaydı Avrupa Birliğine girilmesini isterdi, komşularla sıfır problem politikası izlerdi. Ve hatta daha fazlasını komşularla maksimum faydaya dayalı iş birliği ve diyalog politikası izlerdi ve böyle olmasını da isterdi. Değil mi ki “yurtta sulh cihanda sulh” demiş ti; tabi ki bu sulha önce komşulardan başlamak gerekecekti. O kendi zamanın da aynı şeyi yapmaya çalışmamış mıydı? Ama ne yazık ki o zamanın konjöktürü; o zamanın güç dengeleri bu projelerin uygulanmasına ve ilerletilmesine imkân vermemişti. Yine 1933 de “İzmir iktisat kongresinde” üstelik iktisat kongresinde kendisinden sonra gelecek olanlara yani tüm Türk milletine vasiyet eder gibi “bir gün Sovyet sistemi de Osmanlı imparatorluğu gibi yıkılacak; orada akraba topluluklar milletler var o zaman Türkiye güçlü ve aktif olabilmelidir, hem onlara sahip çıkmalı hem de yakın ilişkiler tesis etmelidir” dememiş miydi? Bunu söylerken Rusya ile de iyi ilişkiler kurulmasını istemez miydi? Yine bir vasiyetinde “Orta Asya’da dengeler değiştiğinde özellikle Afganistan’a sahip çıkılması gerektiğini; Afganistan’ın hem kardeş bir topluluk olduğunu, hem de Orta Asya’nın güney kapısı olduğunu söylememiş miydi? Atatürk şimdi olsaydı Türkçe olimpiyatlarına katılır, başta komşularımız olmak üzere tüm dünyanın 140 ül... Devamı

İNSAN İNSANA

2012-01-04 03:32:00

  İNSAN RUH VE BEDENDEN; BEDEN BALÇIKTAN, RUH YARATICININ KATINDAN. İNSANIN GÖREVİ; İKRA; OKUMAK, YARATICIYI TANIMAK, RIZASINI GÖZETMEK, KENDİNİ BİLMEK, YAZMAK VE ÇALIŞMAKTIR. YOLDA BUDUR; SIRDA BAŞKA  SIR DA YOKTUR; YOL DA YOKTUR. DOĞRU FITRAT, GÜZEL AHLAK, DOĞRU İSTİKAMET; SAMİMİ GAYRET DOĞRU YERE GÖTÜRÜR. DOĞRU YER;  O'NUN RIZASI; BAŞKA NE OLUR Kİ; ONU KAZANDIKTAN SONRA DİĞER HERŞEYE SAHİP OLMAK YA ÇOK KOLAYDIR, YA DA GEREKSİZ; VESSELAM   ... Devamı

ÇAY DEMLEME

2011-12-16 16:09:00

ÇAY DEMLEME TARİFİ            “Bir kere alırken kaliteli çay almak lazımdır. İkincisi kullanılacak suyun kalitesi de çok önemli. Ya arıtılmış hazır su ya da filtre edilmiş su kullanmalısınız. Çay yaparken onunla yapın veyahut ta bir tasfiye cihazı alın. Kireci sıfırlansın. Hiç olmazsa ikiye, üçe düşürülsün öyle bir çay yapın. Bunları sağlayamazsanız terkos suyunu 5-10 dk. kaynatın sonra biraz dinlendirin; hem sıcaklığı 90-95 dereceye demleme sıcaklığına düşer. Çay yapacağınız suyun içine o gün klor katılmışsa, onla çay yapmayın. Gidin dışardan bir damacana su alın onunla yapın. Mecbur kalırsanız klorlu suyu dinlendirin veya 10 dk. kaynatıp bekletiniz. İnsan çayı çay olsun diye içer. İlle de yemekten sonra bir bulanık su içmek için içmez. İkinci madde: Yukarıda da belirtildiği gibi suyun güzel kaynaması lazımdır. Üçüncü Madde: kaynamış suyu kenara çekeceksiniz bütün buharı kesilecek; dinginleşecektir. Yani elinizi üzerine tuttuğunuz zaman yakmayacak hale gelecek artık; bütün bütün duracak buhar. Kaynayan suyun içine çay attığınız zaman tıbben de zararlıdır. Evet, ondan sonra çayı ayrı bir kaba atıyorsanız demliyorsanız şayet o içine koyduğunuz kaptao çayı ılık suyla, elinizi yakmayacak fakat ılıklığını hissedebileceğiniz şekildeki suyla iki defa, üç defa yıkayacaksınız. Çok sıcak olmayacak; öyle olursa çayın rengini alır götürür. Soğuk olmayacak bu seferde üzerindeki o pislikleri götürmez. Yıkayacaksınız çayı. İki defa üç defa süzeceksiniz. Ondan sonra o bir tarafta yarı damınmış duran buğusu/buharı kesilmiş o sudan yarısına kadar dolduracaksınız. Bu... Devamı

ÇAY-AFİYET OLSUN

2011-12-16 15:52:00

    “ İNSAN SAĞLIĞI VE ÇAY ”     ÇAY İLE GELEN BİR BARDAK KEYİF            Çay Bitkisinin Tanımı:   Çay bitkisi ağacı, Çay bitkisi yaprağını dökmeyen bir bitkidir.  Sürgün döneminde yağmurun bol ve sıcaklığın yeterli olması gerekir, Çay bitkisinde yaprak genel olarak geniş elips şeklindedir. Yaprak kenarları dişlidir. Çay bitkisinin çiçeği beyaz renklidir. Rize bölgesinde genellikle Ağustos ayında çiçek açar.  Çiçek tohumlarının oluşması ve açması, çay yapraklarında aroma maddelerinin birikmesine yol açar. Bu nedenle bu mevsimde alınan yapraklar nitelikli çay üretimi için ayrı bir önem taşır Bitkinin yetiştiği bölgeler koşullar . Dünyada en önde gelen çay üretici ülkeleri; Hindistan, Srilanka, Çin, Türkiye, Kenya, Endonezya, Malawi, Vietnam’dır. Bitki ılıman ve tropikal iklim olan yerlerde yetiştirilmelidir.   Çay Çeşitleri Rize (Türkiye), Assam(Hindistan), Seylan (Sri Lanka), Darjeeling (Napel yakınlarında), Earl Grey (Seylan siyah çaylarından) English Breakfast (Hindistan) Formosa Oolong (Tatlan mahsulü) Gunpowder (Çin) Jasmine , Lansang Sounchong (Çin) Orange Pekoe . Bitkinin Toplanması      Teorik olarak, çay sürgünü toplanırken hasat tablasını yani toplama yüzeyini korumaktır. Balık yaprak üzerinden toplamak veya tek yaprak üzerinden toplamak, diğer sistemlere göre üstün ve daha baskındır. Alt kısmında yalnızca yapraklanma olmalıdır yani odun olmamalıdır ve derin bir şekilde toplanmamalıdır.    Kurutma ve Paketleme Çay üretimi... Devamı

MİLLİYETCİLİK HAKKINDA

2011-11-11 23:54:00

ŞU UNSURİYETCİLİK DE NEYMİŞ            ELEŞTİRİ YAPAN ELEŞTİRİLERE DE KATLANIR; KATLANMALIDIR. NE KADAR SERT OLSA DA SİZİN GÖRÜŞLERİNİZE SAYGIM VARDIR. HOŞGÖRÜ İNSANİ VE VİCDANİ SINIRLARA KADAR DA GENİŞLEYEBİLİR. ÖRNEĞİN TERÖRÜ İSTER AMAÇ OLARAK İSTER ARAÇ OLARAK BENİMSEYENLERE SAYGI VEYA HOŞGÖRÜ GÖSTERMEM MÜMKÜN DEĞİLDİR. CANIN TELAFİSİ YOKTUR. BURADA HZ ALİ'NİN DÜŞÜNCESİ DOĞRUYU GÖSTERMEKTEDİR. BİR KULUN HAKKI GERİ KALANLARIN TÜMÜNÜN HAKKINA EŞİT VEYA EŞİT GİBİDİR. TERÖR DE AYRIM GÖZETMEDİĞİNE GÖRE GERİSİNİ SİZ ANLAYIN...           MİLLİYETCİLİK VEYA ULUSALCILIK BELKİ TOPLUMLARIN GELİŞME SÜRECİNDE BİR DÖNEMİ TEŞKİL ETMEKTEDİR. ANCAK 1789 FRANSIZ BURJUVA DEVRİMİ İLE TEMELLENMİŞ, SİSTEMATİZE OLMUŞ VEYA EDİLMİŞ, HER MİLLET BİR DEVLET VEYA ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI OLARAK DEĞİŞİK İDEOLOJİLERDE YER BULMUŞTIR.  DÖNEMİN SÖMÜRGECİLERİ İSE BU DURUMU FIRSATA ÇEVİRMİŞ İMPARATORLUKLARI PARÇALAYARAK " PARÇALA BÖL YUT/YÖNET" ŞEKLİNDE KOLAYCA SÖMÜRGELEŞTİRMİŞLERDİR. OSMANLI BU ŞEKİLDE DAĞITILDIĞINDAN BİZİM AÇIMIZDAN DA OSMANLININ %11 İNE RAZI OLMAK KALMIŞ; DURUM BİZE DE ŞER OLARAK GÖZÜKMÜŞTÜR.          BİZE GÖRE 1980 SONRASINDA ULUS DEVLETLERİN YERİNİ TRÖST DEVLETLER YANİ ULUSLARARASI SERMAYA ŞİRKETLERİ ALMAYA BAŞLAMIŞ; ETKİ ALANI VE YAPTIRIMLAR YÖNÜNDEN BU ŞİRKETLERDEKİ GÜÇ VE ETKİ ALNINA GÖRE BELİRLEYİCİ ROLLER PAYLAŞILMIŞTIR. DAHA DOĞRUSU ULUSLAŞMA SÜRECİ BİTMİŞ VEYA SEKTEYE UĞRAMIŞTIR. BÖLGESEL EKONOMİK BİRLİKLER, GÜVENLİK İŞBİRLİKLERİ ŞEKİLLENMEYE BAŞLAMIŞLARDIR.          SONUÇ O... Devamı

GÜNCELE CEVAPLAR

2011-11-11 13:41:00

CEVAPLAR KAİNATTA HERŞEY GÖRECELİ DEĞİL Mİ? HER ŞEY YA ZIDDIYLA BİLİNİR YA AYNIYLA BİLİNİR. ZIDDI VEYA BENZERİ OLSAYDI ALLAH'I/YARATICIYI DA BİLEBİLİRDİK. BİZ PEYGAMBERLERİN, KİTAPLARIN BİLDİRDİKLERİNİ; SIFATLARINI VE YANSIMALARINI GÖRÜP İMAN ETTİK ...... DEMEM O Kİ DİYALOG VE UZLAŞMA ZEMİNLERİNDE YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA VE PAYLAŞMA FELSEFESİYLE YÜRÜMEK. BİN YIL ÖNCE BİZANSIN DURUMUNA ŞİMDİKİ AVRUPA DÜŞMÜŞ; KUDUĞU SİSTEM ÇÜRÜMÜŞ; ESKİ ROMANIN ROLÜNÜ ABD OYNUYOR; ŞİMDİLERDE. ..... DÜNYA HIZLA DEĞİŞİYOR. FORMAT ATMAK FAZLA İDDİALI OLABİLİR AMA NEKROFİLİK SİSTEMLERİN YERİNE BİYOFİLİK SİSTEMLAR KURMALIYIZ( ALEV ALATLININ TABİRLERİ BUNLAR). BATININ SİSTEMİ SÜRDÜRÜLEMEZ HALE GELMİŞ. ABD DE İNİŞE GEÇMİŞ BUNLAR GÖZÜKENLER. .... PEKİ GELECEKTE BİZİ NE BEKLİYOR DÜŞÜNMEYA HAKKIMIZ VARDIR SANIRIM. O BAĞLAMDA KÜRT TÜRK İLİŞKİSİNDE İSİMLERİ BİR, KADERLERİ BİR; AYRILMAK VEYA AYIRMAK MÜMKÜNSÜZ. BİR KÜRT ALİMİ ŞÖYLE DEMİŞ MEALEN; "KÜRTLER MÜSLÜMANSA TÜRKLERE ASİ OLMAZ, MÜSLÜMAN DEĞİLSE GALİP OLMAZ" BUNLARI HAMASET KABUL EDEBİLİRİZ TABİİ. OLANA BAKALIM, TARİHE BAKALIM. .... DİĞER TARAFTAN SOSYALİZİM YÜZ YILI DOLDURMADAN TASFİYE OLMUŞ; VEYA KABUĞUNA ÇEKİLMİŞ. MİLLİ BAĞIMSIZLIK SAVAŞLARINDA ESKİDEN TERÖR DAHİL HER YÖNTEM KULLANILMIŞ, BÜYÜK BİR KISMI DA BAŞARILI OLMUŞ. AMA 1980 DE (1789-1989 ULUSALCILIĞIN İDEOLOJİ OLARAK HAKİM ODUĞU DÖNEMLER) DAHA DOĞRUSU 1989 DA ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞLARI YA TAMAMEN BİTTİ YA DA ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ. BU NEDENLE IRA, ETA,VB. BAŞARILI OLAMADI; OLAMAZLARDI. O ZAMAN ACILAR BOŞA ÇEKİLMİŞ OLACAK, BU ACILARDAN DA BAŞKALARI BİZİM DIŞIMIZDAKİLER FAYDALANACAK. ÖYLEYSE NİYE OLSUN; ÖYLEYSE BİR AN ÖNCE SON BULSUN. .... TERÖR AYRIM YAPMAZ; ÖYLEYSE ADALETSİZDİR... Devamı

ON KASIM

2011-11-10 09:54:00

ON KASIM; ATATÜRKÜ ANLAMAK BÜYÜK ÖNDER M. KEMAL ATATÜRK’Ü ÖLÜMÜNÜN 73. YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ. O’NU ANMAK TANIMAKLA VE ANLAMAKLA MÜMKÜNDÜR. O BÜYÜK BİR TÜRK MİLLİYETCİSİ, BÜYÜK ASKER, İÇİNDE BULUNULAN ŞARTLERI VE ZAMANI DOĞRU OKUYAN BÜYÜK BİR DEVLET ADAMIYDI. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 20. YÜZYILIN İLK ÇEĞREĞİNDEKİ KARMAŞIK, ÇALKANTILI VE DENGELERİN YENİDEN KURULDUĞU BİR DÖNEMDE BAŞTA ÇANAKKALE OLMAK ÜZERE OSMANLI’NIN HER CEPESİNDE BULUNMUŞ; GİTTİĞİ HER CEPHEDE KAHRAMANLIKLAR GÖSTERMİŞ, İZ BIRAKMIŞ BİR ASKER; BİR KOMUTANDIR. TÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA AZİM, KARARLILIK VE BÜYÜK FEDAKÂRLIKLAR GÖSTERMİŞ; YERİ GELMİŞ RÜTBEDEN, ÜNİFORMADAN FERAGAT ETMİŞ; HAYATINI MİLLETİNE ADMIŞTIR. MUSTAFA KEMAL’İ SEVMEK, SAYGI DUYMAK O’NU ANLAMAKLA MÜMKÜNDÜR. BİZE DÜŞEN İSE ONU ANLAMAK VE O BUGÜN YAŞASAYDI NELERİ YAPARDI, YAPMAK İSTERDİ; ONLARI YAPMAKTIR. O BIRAKTIĞI DEVLETİN GÜÇLÜ OLMASINI; REFAH VE FERAH İÇİNDE OLMASINI, BIRAKTIĞI BAYRAĞIN DÜNYANIN HER YERİNDE VE YÜKSEKLERDE DALGALANMASI İSTERDİ. ŞİMDİ O’NUN RUHU İÇİN BİR FATİHA OKUYUP GÖSTERDİĞİ HEDEFLER İÇİN GAYRET GÖSTERME ZAMANIDIR. BİRÇOKLARI GİBİ O’NUN ADINDAN HALA NASIL RANT ELDE EDERİZ DEMOGOJİLERİ DEĞİL. EMANETİN EMANETİMİZDİR; RUHU ŞAD OLSUN. 10 KASIM 2011   Devamı

FAY-DA

2011-11-03 20:27:00

GÖRÜNMEZ FAY-DA FAYDA, BELKİDE FARKLILIKLARDA. FARKLI UNSURLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ İLE OLUŞAN FONKSİYONLARDA. BAZENDE FAYDA HEPTEN FAY DA; ŞERDEN DOĞAN HAYIRLAR GİBİ SONU HAYROLA  HAYAT, HAREKETTİR; CANLAR YANSA DA. BUNCA YILLIK CUMHURİYET TOZ KADAR GÖRÜNDÜ GÖZÜME; BAŞBAKAN SÖYLEDİ YA TÜM YAPILAR YAPILACAKYENİDEN DAHA ESKİ BİNALARINI YENİLİYEMEMİŞ; CUMHURU YOK SAYANLAR SANKİ İŞ YAPMAMIŞLAR İNSANLARIN BAŞINA ŞAPKA TAKMAKTAN BAŞKA... AMA ŞAŞMA BENİM ŞAŞMADIĞIM GİBİ HZ ALİ İLE HZ AİŞE'NİN SAVAŞINA. BİRİ ALİ, DİĞERİ AİŞE; TARİHE GÖRE ÖLEN YEDİ BİN SAHABE... YETMİŞ BİN DİYEN DE VAR  ORADA FAY OLDUKTAN SONRA, KÜRTMÜŞ, TÜRKMÜŞ, ALEVİMİŞ FAYLAR ÇOK KOLAY KIRILIR, YARILIR; YUTAR ASLINDA. BU ULUSCULUK İLLETİ 1789 FRANSIZ İHTİLALİNİN OYUNU; PARÇALAMAK İÇİN KOCA OSMANLI MİSALİ İMPARATORLUKLARI... KANDİLDE YANAN ÇARESİZ, CAHİL NE BİLSİN BUNLARI. YANAR DA, YAKAR DA; BAŞKALARI ISINIR SICAĞINDA. OLUR ÜLKEYA AYAK BAĞI; TÜRKİYE BAKAMAZ ETRAFINA. ÇAREMİ SORUYORSUN CAHİLLİĞE KARŞI; EĞİTİM; İKRA... NAÇARLIĞA KARŞI GAYRET, ÇABA  İSTİBDATA KARŞI; DEMOKRASİ. YÜZ YIL ÖNCE SÖYLENMİŞ BUNLARIN HEPİSİ; ASLINDA BİR ÇİFT DE BEN SÖYLEDİM HİZMET, DİYALOG; BARIŞ YOLUDUR CENNETE VARIŞ. ... Devamı

ÖMÜR

2011-11-03 10:13:00

ÖMÜR BİR GÜNDÜR; O DA BUGÜNDÜR. ÇÜNKÜ GEÇMİŞ GEÇMİŞTİR; ELİMİZDEN ÇIKMIŞTIR, GELECEK HENÜZ GELMEMİŞTİR; GELECEĞİ BİZİM İÇİN MEÇHULDÜR. HERGÜN YENİ BİR GÜN, YENİ BİR ÖMÜRDÜR; İSTİKAMETİMİZİ DOĞRUYA, İYİYE, GÜZELE ÇEVİRMEK YÜRÜMEK İÇİN FIRSATTIR. HATTA VE HATTA  FITRATIMIZI BİLE ERİTİP POTADA YENİDEN ŞEKİLLENDİRİP, SU VERBİLİRİZ; ÇELİK MİSALİ... UMUT HER ZAMAN VARDIR; UMUTSUZLUK RİYADIR; ŞİRKTİR.  Devamı

HASTALIĞIN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİ

2011-11-03 09:58:00

HASTALIĞIN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİ “HASTALARA TESELLİ” İnsanların en kıymetli sermayesi ömürleri, hayatlarıdır. Kesintisiz süregiden hayat sıradanlaşır; kıymeti bilinmez; bilinemez, değersiz olarak algılanır. Ancak hastalıklar, musibetler bizi sermaye elden gidiyor diye; boşa harcanmaması konusunda, iyi değerlendirme konusunda uyarır. Ömrümüzün farkına varmamızı, kıymetini anlamamızı sağlar. Musibet zamanları göreceli uzundur; bu durum ömrümüzü bereketlendirir; uzatır. Sefa zamanı ise kısa gelir; çabucacık geçer. Birçok İslam âlimi hastalıkların, musibetlerin günahlarımıza kefaret olduğu konusunda ittifak etmişler; tedavi süresince hastalıklara sabır gösterilmesini tavsiye etmişlerdir. Ayrıca hastalıklar insanın vicdan ölçülerini ve ahlaki değerlerini, uyararak devam eden ömürde kötülüklerden ve günahlardan uzak kalmasını sağlar. Musibetlere sabredenlerin ruh derinliği ve zenginliği artmaktadır. Musibetler onda dokuz geçicidir; muvakkattir. İnsanlar çoğunlukla geçmişte yaşanan sıkıntıları ve gelecek belaları düşünerek kederli bir hayat sürer. Aslında canlıların mertebece en yükseği, en mükemmeli olan insan için ömür bir gün gibidir. Geçmişe de geleceğe de erişemez; müdahale edemez. Ancak beklentilerine göre geleceğe hazırlanır. Sürekli sıhhat ve afiyet gaflet verir. Bir süre sonrada sıhhat ve afiyet değersizleşir; ya da değersizleşmiş gibi görünür. Hastalıklar ise ikaz eder, nasihat eder. Ömrün ve çevremizdeki sevdiğimiz yakınlarımızın, değerli şeylerin farkına varmamızı sağlar. Hastalıkların onda dokuzu hatta daha fazlası geçicidir; hasarsız iyileşir. İnsan her hastalığın kötü sonlanacağını düşünürse, elem ve kederi onlarca k... Devamı

sosyal beyin

2011-09-20 16:46:00

SOSYAL BEYİN/HAYAT HAREKETTİR   Yaşınız ilerledikçe ya da geçirdiğiniz bir beyin yaralanması nedeniyle zekânızın işleyişinde bir düşüş olduğunu mu düşünüyorsunuz? Artık bunu yapacağınız bazı basit uygulamalarla düzeltebilirsiniz. Huffingtonpost'ta yeralan habere göre, 1980'li yılların başında nörobilimci olan şimdi ise California San Francisco Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan Michael Merzenich, yaptığı araştırma ile beynin kendisini çevresel verilere bağlı olarak değiştirebildiğini gösterdi. Bunun gerçek yaşamdaki sonuçlarının fazla olduğunu ve çeşitlilik gösterdiğini belirten Menzenich, beynin nörolojik bir yaralanmadan sonra kendi kendini yeniden iyileştirebildiğini söylüyor. Geçtiğimiz günlerde Dr. Merzenich ve onun şirketi beyin antrenmanının travmatik beyin yaralanmasına maruz kalan savaş emeklilerine yardımcı olup olmağını test etmeye başladılar. Burada fikir, beyin yeniden bilişsel yeteneğini geri kazanana kadar hasarlı ya da cansız beynin daha iyi performans göstermesine yardım edecek yazılımı kullanmaktı. Doktorun çalışmasının ilk sonuçları cesaret vericiydi. Alzheimer gibi nörolojik hastalıkları önlemek için beyinlerimizi eğitebileceğiz. işte Profesör Merzenich'e göre beyninizi formda tutmanın 10 yolu: 1. Çevresel görüşünüze egzersiz yaptırın: Bunu yaparsanız beyninizin performansını geliştirirsiniz ve bu da dünyayı güvenli bir şekilde idare etmenize yardımcı olur. Son yapılan araştırmalar sürücülerin görüş alanlarını aktif olarak eğittikten sonra yolda uzun süre kaldıklarını ve daha az kaza yaptıklarını gösterdi. 2. Bir şarkıyı ezberleyin: Dikkatli dinleme alışkanlığı geliştirmek anlama, düşünme ve hatırlama yeteneğinize yardım e... Devamı

Kabala ve Masonluk...Terörü Lanetliyoruz..

2011-08-22 21:42:00

    Kabala ve Masonluk...Terörü Lanetliyoruz. ÖNSÖZ . GİRİŞ . YAHUDİ TARİHİ . İSPANYA'DAN OSMANLI'YA . SİYONİZM ve TERÖR DEVLETİ İSRAİL ORTADOĞU'NUN BİLİNMEYEN ÖYKÜSÜ . FAŞİZM . KOMÜNİZM ve SOVYETLER ORTA ASYA'DAKİ TÜRK DEVLETLERİ . CIA ve MOSSAD . BOSNA-HERSEK . İSRAİL'İN GÖZÜ GAP'TA MASONLARIN KOMPLOLARI . KAYNAKÇA Ortadoğu'da Akan Kanın Hikayesi SİYONİZM VE TERÖR DEVLETİ İSRAİL Hep tarihten ders çıkarmamız gerektiğini söyleriz. Geçmişte yaşanmış olaylar, bugünkülere ışık tutacaktır, doğruyu gösterecektir. Bütün bunlar doğru yaklaşımlardır. Hele geçmişteki olayların "iç yüzünü" anlamak, günümüzdekilerin de sahip olabilecekleri benzer "iç yüz"leri fark edebilmek açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden, bugün Ortadoğu'nun başını ağrıtan sorunlara biraz da tarih perspektifinden bakmak gerekir. Mirasını koruduğumuz Osmanlı'nın nasıl yıkıldığını, daha sonra bölgede nelerin olduğunu, Ortadoğu'da kimlerin ne tür işler "tezgahladıklarını" görmek, son derece önemlidir. O zaman bugün bölgede bir türlü köklü çözümler getirilemeyen sorunlara daha sağlıklı bakabiliriz. Bu bölümde pek çok soruna ışık tutacak bir konu ele alındı: İsrail'in tarihi. İsrai... Devamı

KRİZ

2011-08-09 10:07:00

KRİZ KRİZ'İN TÜRKÇE TEVAFUKU KIRMAK, KIRILMAK VE RİZİKONUN BİRLEŞİMİ İLE İFADE EDİLİR; EDİLEBİLİR. RİSKLER ARTAR; KIRILIP DÖKÜLMELER, KOPMALAR BAŞLAR; DENGELER BOZULUR;  AL SANA KRİZ. BAŞKA TARİFLER DE VARDIR; BİZ HALKIN DAANLAYACAĞI ŞEKİLDE TARİ ETMEYE ÇALIŞTIK. DÜNYADA HER ON YILDA BİR KRİZLER YAŞANMAKTADIR. KRİZLE İLGİLİ BİR SÜRÜ DE KOMPLO TEORİLERİ ÜRETİLMEKTEDİR. ASLINDA GERÇEK ÇOK YALIN, BASİT OLUP ANLAŞILAMAYACAK YANI DA YOKTUR. KONUNUN UZMANLARININ KRİZİ ANLAMAMALARININ SEBEBİ BİR TÜR KURUM KÖRLÜĞÜDÜR. İÇİNDE BULUNULAN SİSTEMİN MUTLAK DOĞRULUĞUNA İNANMALARI VE OLANLARI SADECE TEKNİK BİLGİLERLE ANLAMAYA VE ÇÖZMEYE ÇALIŞMALARINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. KRİZLERE VEYA OLAYLARA BİR DE SOSYAL AÇILARDAN BAKABİLSELER NEDENLERİNİ ANLAMAK VE ÇÖZÜMLERİNİ ÜRTEMEK DE KOLAYLAŞACAKTIR. BU SON İKİ KRİZİN BAZI ALİMLERİN DE ÖNCEDEN İFADE ETTİKLERİ GİBİ ÜÇ TEMEL SEBEBİ VARDIR: 1. FAİZ 2. İSRAF 3. ÖNGÖRÜLEMEYEN VADELER. BEN BURADA AÇIKLAMA YAPMAYACAKTIM AMA TEKNOKRATLAR BUNU HAMASET SANACAK VE SAYACAKLAR; İTİBAR ETMEYECEKLERDİR. KRİZİN NEDENLERİNİ İSTEYEN ARAŞTIRABİLİR. BAŞKACA ONLARCA TALİ NEDENLERİ DE OLABİLİRBİZ BURADA ÜÇ TEMEL NEDENE KISACA DEĞİNECEĞİZ. FAİZ TEMBELLEŞTİRİR; OYSA HAYAT DEVİNİMLE MÜMKÜNDÜR. HAYATIN ÖZÜ HAREKETTİR; DEVİNİMİ AZALAN YAPILAR KATILAŞIR; CANSIZLAŞIR; TAŞLAŞIR; PUTLAŞIR; ASALAK HALE GELİR VS VS VS. İSRAF İSE NİMETİN KIYMETİNİ BİLMEMMEK; ŞÜKRÜNÜ EDA EDEMEMEK, KOLAY ULAŞILDIĞI (ALLAH'IN LÜTFU OLDUĞU; HER CANLI İÇİN HAZIR VE NAZIR OLDUĞU )  İÇİN DEĞERSİZ SANILMASI; ALLAH'IN LÜTUF VE NİMETİNİN KÜÇÜMSENMESİ NEDENİ İLE BİR TÜR ŞİRK GİBİDİR. İNSANIN FITRATININ DA BOZULMASINA SEBEPTİR VS VS VS. UZAMIŞ VADELER TEKNİK BİR KONU OLUP HERKESİ... Devamı

sınırlar ve adalet

2011-08-09 09:44:00

  ULUS DEVLET, SINIRLAR VE ADALETSİZLİKLER Topluluklar, yani milletler, yani insanlar;  yani EMEK hala ulus devlet sınırları arasında; uluslararası sermaye veya oligarşik yapılar tarafından ezilmekte ve sömürülmektedir. Bir yerde asgari ücret 3000 Euro iken bir yerde yıllık gelir 100 Euro’nun altındadır. Bu kardeşlik bağını kırar; yok eder. Uhuvvet bağının devamlılığı sosyal tabakalar arasında ilişkilerin çokluğu, devamlılığı; samimiliği; sağlamlığı, üst tabakaların alt tabakaları gözetmesi (insanca muamele, adalet, ifade özgürlüğü, zekât, sadaka vb. ) ile sağlanır. Sınırlar ayırır; sınırlar; özgürlüğü de sınırlar; özgürlüğü yok eder; dengeleri bozar; bazen ayrılmaması gereken unsurları da ayırır. Bazen de ayrılmayan şeyler birbirilerini tahrip edebilir ki doğal olarak bu unsurların nispi ölçülerde ayrılmaları gerekebilir. Ulus Devletlerin sınırları sınırları çizen güçler tarafından kötü amaçlarla; kendi lehlerine kullanılır; kullanılmaktadır. Ulus devlet sınırlar adaletsizliktir den kastedilen de budur. Örneğin sermaye ve doğal kaynaklar gibi üretim araçlarının bir kısmını serbest bırakır; emek ve tüketim mallarına ulaşım olanakları gibi unsurları sınırlar; dengeler bozulur; özellikle arz-talep dengesi etkinliğini ve etkisini objektif gösteremez; sitem doğal mecrasına uygun çalışmaz; çalışamaz. Ulus devlet, terör örgütü gibidir. Bir tarafı kayırırken bir tarafa zulmeder. Eninde sonunda birlerini ötekileştirir, düşman ilan eder; birileri en iyi şartlarda yaşarken birileri zulüm görür. Hâlbuki doğal olarak insanlar arasında; halklar arasında hukuki ve vicdani manada fark veya üstünlük yoktur, kavga ve çatışmanın aksine işbirliği, dayanışma, yardımlaşma, düş&... Devamı