ulus devlet

2011-08-02 14:21:00

ULUS DEVLET,   Eski klanlardan, ilkel göçebe topluluklardan doğan imparatorluklar zamanla her millet bir devlet sloganı ile parçalanmış; ulusların ayrışma süreci yaşanmıştır. Bu değişimler ekonomik, sosyolojik ve kültürel gelişmelere paralel olmuştur. 1789 Fıransız İhtilal ile de şövenist milliyetçilik sistematize edilmiştir. Bu durum sanayi devrimi ve sömürgecilikle parelel yürümüş/yürütülmüş; “parçala böl yönet” felsefesi ile sömürgecilerin ve sömürgeciliğin yolunu açmıştır. İmparatorluklara girmekte zorlanan sömürgeciler milliyetçilik adı altında şovenizmi körüklemiş ulus devlet adı altında imparatorlukları parçalamıştır. Sonunda girdikleri ülkeleri, bölgeleri hem önce kaynakları yönünden talan etmişler; serbest Pazar olarak da istedikleri; fahiş fiyatlarla sattıkları ürünlerle sömürmüşler; oraların kendi öz üretimlerini engellemiş; baskı altına almışlardır. Ulus devletçilik başta milletlerin elitlerine, burjuva sınıfına, köylü sınıfına veya kesimlerine şirin görünmüş ama toplumu kendi kozasına hapsederek ilgili toplumlara istibdat, cehalet ve fakirlikten ibaret boş bir gurur getirmiştir. Bu sistem toplumun üst tabakasını oluşturan kesimleri oligarşik yapılanmalarla halktan koparmış, görece rahatlıklarını sağlamıştır. Ancak farklılıklar hep ayrılık nedeni olarak kullanıldıkça parçalanma artmış; parçalar da küçülmüşlerdir. Küçülen parçalar ekonomik ve sosyolojik açılardan verimsizleşmeye, güçsüzleşmeye başladıkça şövenist gurur da yerini borçlanma naçarlığı başlamış; güvensizlik ve fakirlik riskleri artmaya başlamıştır. Bunun neticesinde b... Devamı

SAVAŞ VE HİLE

2011-08-02 13:15:00

SAVAŞTA HİLE, POLİTİKADA YALAN VARDIR         “Savaşta hile vardır”  Kuranda bir ayettir. SAVAŞ hiledir; hile de bir savaştır. Bir kuralı varmış gibi görünse de aldatıcıdır.  Tek kural kazanma arzu ve isteğidir. Başladıktan bir süre sonra kin ve nefret o düzeye çıkar ki merhamet tamamen devre dışında kalır. Tahmin bile edilemeyen yıkıcılığa varır. Doğal afet gibi ancak iradi olarak sonlandırılmayan bir afettir; yıkımdır. Sonunda varılan yeri ne savaşı başlatanlar, ne failler, ne de sonunda muzaffer sayılanlar tasvip edebilirler. Bir taraf tamamen tükenmiş, bir taraf kısmen tükenmek üzeredir. Yıkımın faturası yine masum ve mazlum halk yığınlarının; gelecek nesillerin sırtına yüklenir.       “Savaşta hile vardır”  Birçok felsefede veya inanışta da vardır. Savaş çoğu zaman adil olmayan; zaman, zemin ve şartlarda başlar. Bir taraf zayıflamış, bir taraf güçlenmiş olabilir veya başkaca onlarca sebebi olabilir. Savaş yakıcı, yıkıcı ve yok edicidir. Savaşta kazanan taraf ta zayiat ve kayıp vermektedir. Hele can kayıpları her biri bir kâinat olan canlar; eşyalar gibi savrulup yok olmaktadırlar. Bu nedenle gurur ve kibir yapmadan; savaş daha gelmeden sanki savaş varmış da kurtulmak istiyormuş gibi istekli; barış ve diyalog çabaları son noktasına kadar kullanılmalıdır.       Gelin canlar bir olalım, sevelim sevilelim; dünya kimseye kalmaz, yok olan can geri dönmez.   ... Devamı

çalışmak

2011-08-02 12:59:00

ÇALIŞMAK, FARKETMEK, FARK ÜRETMEK   Çalışmak, çabalamak; değiştirmek, dönüştürmek; katma değer üretmek; fark üretmek, sonunda fayda sağlamaktır. Bir sonuca ulaşmak ve sonuçtan bir şey elde etmektir.  Bu ifadeler birbiri için gerekli ve birbirleri için girdi veya sonuçtur. Cisimleri isimlendirmek, şekillendirmek; tekrar isimlendirmektir. Allah’ın Âdem’e öğrettiği Hz Muhammed’e ilk beş/beşinci ayette vahiyle söylediğidir.   Çalışmak, gözlem, isimlendirmek, fark etmekle başlar. Bu cüzi irade, muhakeme ve muhasebe ile de ilgilidir. Hani hikâyede insan’la maymun muza ihtiyacı olduğunda aynı yöntemle ulaşıyor; maymun muzu düşürdüğü sopayı atıp gidiyor, insan ise sopayı alıp gidiyor. Sopanın dal ve budaklarını temizliyor; ilaveler yapıyor, yapabiliyor. İnsanın şuurluluğu; fark etmek bu oluyor; fark üretmek de burada başlıyor. O sopayı atmayıp geliştiren insan bir medeniyet oluştururken maymun 15 bin yıl önceki yerinde duruyor. Doğadaki ağaçtan, kütük, tahta ve masa yaparak değerlendirmesi ve makineler ve teknoloji ve bilgi kullanımını ve bilgi birikimi; ufuk üstene ufuk; bir yönde gelişme bir yönde olgunlaşma tekâmülle insanlık yoluna devam ediyor.   Ünlü yazar Voltair “Kandid” adlı eserinde çalışmayı şöyle tanımlamış ve övmüştür. Çalışmak “bahçemizi yeşertmeliyiz” veciz sözü ile doğru ve güzel göreceli etki alanı tanımı ile anlatılmıştır. Başkalarının mesuliyetleri ile ilgilenmek yerine kendi işimize yoğunlaşmalıyız. Bu yalın bir tanımlama ve beşeri bir doğru tespittir.   Ve yine aynı kitapta çalışmanın üç temel kötülüğü yok ettiği vurgulanmıştır: fakirlik, kö... Devamı

kanser ve beslenme

2011-08-02 12:46:00

KANSER VE BESLENME         Beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığı korumak için vücudun gereksinimi olan besin öğelerinin alınıp vücutta kullanılmasıdır. Bunun için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin yeterince alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumuna “YETERLİ VE DENGELİ BESLENME”; gerektiğinden az alınmasına “YETERSİZ BESLENME”; gerektiğinden fazla alınarak, bazı gıda maddelerinin vücutta birikip şişmanlığa yol açmasına ise “DENGESİZ BESLENME” denir.         Hatalı ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ile besinlerin yanlış pişirilmesi kanser, kalp damar ve şeker hastalıklarına yol açabilmektedir. Kanser oluşumunun birçok nedeni olmakla beraber yanlış beslenmenin kansere yol açma oranı ortalama % 35 olarak bildirilmektedir.     Tüketilen besinlerin  kalite ve miktarı birçok kanserin oluşumunda büyük rol oynamaktadır. Ayrıca kanser hastalığında kişinin yeterli ve dengeli beslenmesi; radyoterapi, kemoterapi gibi tedavilere toleransı arttırmakta, yan etkilerle daha kolay başa çıkılabilmesini sağlamakta, vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve kilo kaybını önlemektedir. Özetle, iyi ve bilinçli beslenme hem kanser oluşumunu engellemekte, hem de kanserle savaşmamızda önemli bir rol oynamaktadır.       1. YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARI: Hayvansal proteinlerin ve yağların fazla tüketimi, Şeker ve şeker içeren besinlerin fazla tüketimi, Kızartılmış gıdaların fazla tüketilmesi.   Margarin gibi doymuş yağ oranı yüksek olan katı yağların kullanımı,  Şişmanlık/obezite, Tuz ve tuz içeren besinlerin (turşu, soya sosu, ketçap, hardal, salamura zeytin gibi gıdaların fazla tüketimi mide kanserine yol açar)... Devamı

BERATIMI/ZI İSTİYORUM

2011-07-15 14:44:00

SEVGİLİ DOSTLAR   RAHMETİ GAZABINDAN BÜYÜK OLAN YÜCE RABBİM, TÜM GÜNAHLARIMIZI, BUNDAN SONRA İŞLYECEKLERİMİZ DE DAHİL OLMAK ÜZERE AFFETSİN İNŞAALAH. BİZLERİ/BENİ DE BİR DAHA GÜNAH İŞLEMEYEN; HİÇ OLMAZSA FARZLARI YERİNE GETİREN, KUL HAKKINDAN SAKINAN, BUNUNLA BİRLİKTE GIYBET ETMEYEN KULLARINDAN EYLESİN; RIZAYI İLAHİDEN AYIRMASIN; AMİN BU KÜÇÜK DUAYI PEYGAMBERİMİZE(SAV), ASHABINA, EHLİ BEYTİNE, ÜSTADIMIZA, ÇOCUKLARIMIZA, SEVDİKLERİMİZE, BİZİ SEVENLERE, SALİH KULLARINA, DEVLET BÜYÜKLERİMİZE VE ARAMIZDAN AYRILMIŞ OLAN AKRABALARIMIZ OLAN BÜYÜKLERİMİZE DE HEDİYE ETTİK;         ONLAR ADINA DA ALLAH'IM KABUL BUYURSUN. AMİN  Devamı

SU VE SICAK

2011-07-11 12:10:00

   SU VE SICAK           Su, Allah’ın (cc) mucize nimetlerinden biridir. Diğer maddelere benzemeyen gerçekten de mucizevî özellikleri vardır. Canlılığın da üç temel taşından biridir. Allah (cc) insanları da sudan yarattı; daha doğrusu çamurdan yaratı. İnsan vücudunun ORTALAMA % 60' ı sudur. Bu oran çocuklarda ve bebeklerde %80'lere kadar çıkmaktadır. Vücuttaki bu suyun belirli aralıklarla/periyotlarda değişmesi; yenilenmesi gerekir.     Su moleküllerinin birbirlerine karşı konumlarına, içindeki katkı maddelerine göre suda bozulup eskiyebilmektedir. Çünkü su molekülleri  içindeki katkı veya kirliliğe göre birbirleri ile bağlantılı çeşitli şekillerde guruplaşmalar oluştururlar. Doğada da böyledir. Bu nedenle su denizlerden bulutlara, oradan dağlara/toprağa süzülme, arınma ve yeniden kristalleşme ile uygun mineralleri de içine alarak içilebilir hale gelir.          Yetişkin bir insanın günlük, ortalama su ihtiyacı bir buçuk (1,5) litre kadardır. Bu ihtiyaç hava sıcaklığı, ağır işlerde çalışma, hastalık, ağır sporlar yapma gibi durumlarda artar. Hatta doktorlar böbrek taşı olanlara ve olma ihtimali fazla olanlara 1,5-2,5 lt arasında ( bazen  4 lt ye kadar)  su içmeyi tavsiye ederler. Eğer içebilseydik erişkin bir insan 25-28 litre/gün su içerse su zehirlenmesinden ölebilir.          Yaz sıcakları nedeniyle sizlere 1,5-2,5 lt su veya eşdeğer sıvı almayı öneriyorum. İmkân dâhilinde filtre edilmiş kapalı su içmeniz uygun olacaktır. Çocuklarınız istemeden su veriniz; onlar susadıklarını bilemeyebilirler ve susuzluklarını erte... Devamı

YAŞAM, UYKU, AHİRET

2011-07-11 11:34:00

  UYKU, YAŞAM, ÖLÜM VYE ÖTEKİ DÜNYA   Uyku ölüm gibidir. Uykuda İrade yoktur; yok olur. Uyku yaşam gibidir. Uykuda yaşarken yapabildiğimiz şeyler, hatta yapamadığımız şeyleri de yapabiliriz. Olmayan, ölmüşleri de görebiliriz. Hangisi doğru? Uykuda gördüğümüz rüyalar bazen gerçek gibi olmaktadır. İstemediğimiz şeyler olursa da keşke rüya olsa, gerçek olmasa deriz; uyanınca da iyi ki rüyaymış deriz. Belki şimdi de uykudayız ve rüya görüyoruz. Ölünce ya da öbür âleme geçince uykudan uyanmış, rüyadan ayılmış gibi olabiliriz. Bu âlemden bildiğimiz boyutlar ve duyulardan farklı olacaktır. Bu dünyada göremediğimiz, bilemediğimiz, duyamadığımız şeylerle karşılaşacağız. Ne olursa olsun başka bir âlem, yeni bir alem yokluğun, hiçliğin karanlık zulmetinde yok olmanın yanında bizler için Allah’ın nimeti; bizlere duyduğu muhabbetidir. Uykuyu başlatan melatonin, bitiren kortizon ve adrenalinlerdir. Bu insanın günlük biyoritmine göre veya insanın biyoritmi bu hormon ritmine göre şekillenir. Uykuda gördüğümüz rüyaları da 3’e ayırmak gerekir. Birinci üçte bir karmaşık ve anlamsız rüyalardır. Bunlar daha çok süfli, kötü rüyalardır; unutulması daha iyi olur; gerçek hayatta kullanılmaması gerekir. İkincisi bilinçaltına etki eden yakın veya uzak olaylar; kaygılar, korkular saplantılarla ilişkilidir. Üçüncü grup rüyalar sahih rüyalar olup genellikler daha aydınlık ve net rüyalardır. Burada günlük hayatta çözüm aradığımız bazı ipuçlarını bulabiliriz. Bazen de bize nasihat olacak bilgiler, büyüklerimizden nasihatler ve bize ve yaptığımız işlere, işlevlere göre geleceğe yö... Devamı

YOL; MAKUL AMA

2011-07-08 15:53:00

VASATİ YOL   HER DÖNEM BİR ALLAH DOSTU; MEVLANALAR, HACI BEKTAŞLAR, TAPDUK EMRELER, YUNUS EMRELER YOL OLMUŞ, YOL GÖSTERMİŞ. BAZILARININ KENDİ DÖNEMİNDE KADRİ, KIYMETİ BİLİNMEMİŞ; ÜZERLERİNE SONRADAN İLAHİ MİSYONLAR YÜKLENMİŞ; KENDİ RIZALARI OLMADAN. ŞİMDİ AYNI MİSYONU YÜKLENENLER YOK MUDUR? VARSA BİZLER BİLMİYORMUYUZ; YOKSA DEĞER VERMİYORMUYUZ ! HEP KERAMET Mİ GÖZLÜYORUZ YOKSA. "HALKIN İÇİNDE HAKK'IN RIZASINI GÖZETMEK" KERAMET DEĞİL Mİ? YOKSA BU SÖZ AHMET YESEVİ HAZRETLERİNİN HOCASINA İTAFEN SÖYLENMİŞ BİR SÖZ DEĞİL Mİ? PEKİ YA BU GÜN AYNI MİSYONLARI YÜKLENEN İNSANLARIN DAİRESİNDE, MESCİDİNDE, İSTİKAMETİNDE OLSAK, BİZE BİR KURTULUŞ OLABİLİR Mİ? HEM BU DEĞERLERİN/ALİMLERİN DEĞERLERİNİ YAŞARKEN BİLSEK DE TOPLUMUN SOSYAL YARALARINI SARMALARINA YARDIM ETSEK BİZE DE BU HİZMETTEN PAY DÜŞER Mİ? BU YOL VE YÖN İÇİN ENGEL SADECE NEFSİMİZ Mİ? NEDEN O? BU SORUYU BİZİM SORMAYA HAKKIMIZ YOK Kİ. BİZ BULUNDUĞUMUZ YERDEN MESULUZ. BELKİ ÖNÜMÜZ AÇIK; BİZ KÖRÜZ. YOLUN BİR TARİFİDE ALAK SURESİ İLK 5(BEŞ) AYETİDİR. ORADA GÖRÜNEN ODUR Kİ 5 DÜSTUR ŞÖYLE SIRALANMIŞTIR: 1. OKUMAK (KİTABI OKUMAK YANINDA GÖZLEM, ANALİZ; DURUM VAZİYETİ KAVRAMAK)  2. YARATICIYI BİLMEK FAİL ZARURETİ; VE O'NUN SONSUZLUĞU), 3. KENDİNİ BİLMEK (ASLINI, ORİJİNİ, DEĞİŞEN ÖLÜMLÜDÜRÜ), 4. YAZMAK (KAYIT, TESBİT, İLETİŞİM), 5. ÇALIŞMAK (DEĞİŞTİRMEK, ŞEKİLLENDİRMEK, YENİDEN İSİMLENDİRMEK). EĞER KENDİN YOL BULMAK, YOL AÇMAK İSTİYORSAN OKUMAKLA BAŞLA; OKUMAYA DA BESMELE İLE BAŞLA, HER İŞE BAEMELE İLE BAŞLA; HER İŞİNİ ALLAH RIZASI İÇİN İŞLE... ... Devamı

TANDOĞAN MEYDANI'INDA

2011-07-06 15:24:00

  ETME BULMA DÜNYASI Tandoğan’ın baskı ve takibine uğrayanlardan birisi de Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bazı hatıralarda, 13 Ekim 1943 tarihinde Bediüzzaman’ın Ankara’ya getirilişi, vilayete çıkarılması ve burada cereyan eden hadiselere yer verilmektedir. Tandoğan’ın, Bediüzzaman’a odasında zorla şapka giydirmeye kalkıştığı, başındakini çıkarıp şapkayı giymesini isteyen valiye, Bediüzzaman’ın boynunu göstererek; “Bu külah ancak bu kelle ile beraber çıkar” (Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 2. C. İstanbul 1998, s. 1210-1217) şeklinde mukabelede bulunduğu ifade edilmektedir. Bu hadise üzerine, hemen hemen hiç beddua etmeyen Bediüzzaman’ın Tandoğan’a “Başından bulasın!” şeklinde beddua ettiği belirtilmektedir. Risale-i Nur’da, Ankara’da Bediüzzaman’a şapka giydirmek için kötü muamelede bulunan Tandoğan’ın kendini başından vurarak intihar etmesi, kendi cezasının kendi eliyle verildiği şeklinde değerlendirilmektedir. (Emirdağ Lahikası, s. 155) Tandoğan’ın, 9 Temmuz 1946 tarihindeki intihar olayı üzerindeki sır perdesi ise hâlâ varlığını korumaya devam etmektedir. Bir iddiaya göre, Dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’ın adının karıştığı Dr. Neşet Naci Arcan cinayeti ile ilgili mahkemede tanık olarak dinlenen ve sıradan bir vatandaş gibi muamele gören Tandoğan, kendisine yapılan bu davranışı hazmedemeyerek intihar etmiştir. (Büyük Larousse, 21. C. Milliyet Y., İstanbul 1986, s. 11201)   ... Devamı

MADIMAK'TAN BAŞBAĞLAR'A

2011-07-06 21:12:00

PARADOKS İŞLER VE İHNAETLER   MADIMAK OLAYI TAMAMEN DEVLETİN İÇİNE SIZMIŞ KONTR GERİLLA, ERGENEKON BENZERİ NEĞATİF UNSURLARIN İŞİDİR. TETİKCİLER, PKK İTİRAFCISI VEYA HERHANGİBİR DEVLETİN SİVİL İSTİHBARATI/MESELA MOSAD TAŞERONU OLABİLİRLER; BU ÖNEMLİ DEĞİLDİR. ÖNEMLİ OLAN BİNLERCE İNSANIN BİLEREK, GEREREK, İSTEYEREK O MEYDANDA TUTULMASIDIR. KİTLE PSİKOLOJİSİNİ; TOPLUMUN GERGİNLİĞİNİ SİLAHA DÖNDÜRMEKTİR.  BAŞBAĞLAR DA AYNI ÇIKAR VEYA GÜÇ ODAKLARININ TEZGAHIDIR. 50-100 KİŞİ GELECEK KATLİAM YAPACAK, BUNCA SENE HİÇBİRİ YAKALANMAYACAK!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!. OLACAK ŞEY Mİ?. ZATEN YAPANLARIN BİR KISMI YAKALANDI SONRA SALIVERİLDİ!???!. PKK İTİRAFCILARINA YAPTIRLAN BİR HAİN PROJEYDİ. PKK NİYE ÜSTLENSİN. DEVLETİN YÜCE ÇIKARINI SAVUNDUĞUNU SANAN FİRAVUNLAR BU ZALİMLİĞİ YAPTI VEYA YAPTIRDILAR. HERŞEY AYDINLANIYOR, BUNLAR DA AYDINLANIR İNŞ. MAZLUMUN HAKKI KİMSEDE KALMAZ. O FAİLLER BİR ŞEKİLDE CEZALARIN GÖRMÜŞLERDİR VE GÖRÜYORLARDIR. KANDİLDE YAĞ OLUP YANAN, TÜKENEN KÜRT GENÇLERİ KEŞKE KANDİLE FİTİL OLUP DA ETRFLARINI AYDINLATSALAR; KENDİLERİ YANMADAN TÜKENMEDEN; SENEGALDEKİ HAKKARİLİ ADEM KARDEŞİM GİBİ.  SELAHATTİN DEMİRTAŞLAR DA SELAHATTİN EYYUBİ GİBİ OLSA O ZAMAN KARDEŞLİK BAĞLARIMIZI KİM KENDİ AMAÇLARI İÇİN KULLANABİLİR Kİ... ALEVİ KARDEŞLERİMİZİN DURUMU  İSE İÇİMİZDE AYRI BİR YARADIR. "GELİN CANLAR BİR OLALIM", HZ ALİNİ DEĞERLERİNDE BİRLEŞELİM. BUNDAN SONRA ŞİRK ŞÜPHE OLMAZ. KENDİ YATIĞIMIZ ALİ RESMİ NİN GÖLGESİNDE SAZ ÇALARAK BİR YERE VARILMAZ; ALİNİN YOLUNDAN GİDİLMEZ; O'NUN KİTABINA SARILMADAN, MESCİDİNDE ALNINI DİĞER KARDEŞİNİN AYAĞINI BASTIĞI YERE KOYMADAN OLMAZ. BİZLERİ DE BİRİLERİ KULLANIR DURUR, BİZE GÖZYAŞI KALIR. ... Devamı

REHBERİMİZ ÖNCE KURAN'DIR

2011-07-06 19:51:00

  RUHİ TEKÂMÜL VE MÜRŞİT   Ruhî gelişmenin kendisine göre bazı usul ve prensipleri vardır. Bu prensiplere riayet eden herkeste, o şahsın istidat ve kabiliyeti ölçüsünde bazı mazhariyetler olur. Prensiplerdeki teferruatı bir tarafa bırakacak olursak, ister yogizm'de, ister fakirizmde ve isterse tasavvufta, ruhî melekeleri geliştirmeyi bir usule bağlamak mümkündür. Eskiler bunu şöyle ifade ederlerdi: 'Kılletü't-taam, kılletü'l-menam, kılletü'l-kelam, sükût-u müdâm, uzlet ani'l-enâm, zikr-ü müdâm, teveccüh-ü tam.' Evet, bu yolda az yiyeceksin. Özellikle proteini bol olan yağ, et, yumurta gibi gıdalardan kaçınacaksın. Az içecek, az uyuyacaksın. Zaten Allah Resulü de bütün bu hususlara işaretle: 'Sizin adınıza en çok korktuğum, göbek bağlamanız, çok uyumanız, tembelliğiniz ve yakîninizin az olmasıdır.' (kenz-ül ummal) buyurmuyor mu? Aslında, sırasıyla bunlar birbirini doğuran neticelerdir. Çok yiyen bir insan çok uyur, çok uyuyan bir insanın da yakîni çok az olur. Aksi neticeler de yine bunların aksinden doğar. Yani, az yiyen az uyur ve az uyuyanın da yakîni gün geçtikçe çoğalır. Öyle ise bu neticeye ulaşmak isteyenler, mutlaka az yemeli, az uyumalı, hayrete varmalı ve gözlerinin misal âlemine açılmasını temin etmelidirler. Neticeye ulaştıran şartlardan biri de az konuşmaktır. Hz. Ömer'in (ra) dediği gibi 'Çok konuşanın sakatatı çok olur.' Onun laflarının çoğu işe yaramaz ve bu tür insanlara gayb perdesi aralanmaz. 'Sükût-u müdâm' devamlı sessizlik demektir. İnsan sesini kesip, gözünü, muttali olmak istediği âleme... Devamı

size hoşgeldiniz diyeceğim.

2011-06-29 13:32:00

Size ‘hoşgeldiniz’ diyeceğim ve siz onu duyacaksınız!”   Kürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi. Öyle bir bakıyordu ki herkes onun kendisiyle göz göze geldiğini hissediyordu. Uzun uzun seyretti. Kalabalığın üzerine çökmüş bir yeis, bir ümitsizlik gördü. Oysa o ümidini hiç bir zaman yitirmeyenlerdendi. Kelimeleri tek tek seçerek, ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı: “Zaman durmadan deveran ediyor, dönüyor. Gündüzler geceleri takip ediyor. Geceler gündüzlerin arkasından süratle geçiyor. Ve zaman müstakim bir hat gibi gitmiyor. Bugün birilerine bayram yarın başkalarına bayram. Bugün birilerine sevinç yarın başkalarına sevinç. Bugün derenin dibinde emekleyenler yarın zirvelerde gezmeye namzet. Zaman kurak ve çorak olabilir, ama bu zamanın bağrına ekilen cennetlerden daha kutsi gözyaşları yarını cennetlere çevirecektir.” O büyük zata bu sözleri söyletenin ümit olduğundan hiç şüphe yok. Görüyor gibi söylemiş. Bir televizyon ekranından izliyor gibi söylemiş. Yaşıyor gibi anlatmış. Nitekim söylediği gibi de olacaktır. Çünkü hayatın kanunu bu. “Sivrisinek tantanasını kesse, bal arası demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın. Hiç teessüf etmeyiniz. Zira kainatı nağamatıyla raksa getiren hakikatin esrarını ihtizaza veren ilahi musiki hiç durmuyor. Mütemadiyen, devamlı güm güm eder.” “Geçmiş zaman, mazinin tarlası şimdinin aynasıdır. Geçmişte atılan tohumlar geleceğin tarlasında çiçek açar meyve verir.” Gördü ki bazıları onu dinlemiyor. O da yüzünü onlardan çevirdi ve ş&... Devamı

GÜN 365

2011-06-29 13:29:00

GÜN OLA ÖMÜR GİBİ   Kuran’da tekil olarak “bir gün (yevm)” kelimesi 365 defa geçer. 365 sayısı sadece takvimin gün sayısı olarak düşünülmemelidir. 365, aynı zamanda Dünya ile Güneş arasındaki astronomik ilişkiyi ifade eden bir sayıdır. Dünya, Güneş etrafında bir kez dönüşünü tamamladığında, kendi etrafında 365 kez dönmüş olur. Yani Dünya, Güneş etrafında bir kez döndüğünde, Dünya’da 365 tane gün oluşmuştur. “Gün” kelimesinin tekil kullanımının 365’i vermesi de önemlidir. DÜNYANIN GÜNEŞ CEVRESİNDE dönüşünde 365 tekil gün oluşur. yevm kelimesi kuranda 365 kere geçmektedir.   Devamı

KEMAL VE DEVAM

2011-06-29 01:52:00

kemâl ve devam,   bir hayatiyet alâmetidir. Birşey artık olduğu gibi duruyorsa, gelişmiyor, genişlemiyor, devam etmiyorsa, hayatiyetini yitirmişliğine alâmettir bu. ‘Cansız’ nesneler ya olduğu gibi durur ya içinde bulunduğu çevre şartlarına tâbi ve teslim olur. Olduğu gibi durmayıp gelişiyor olmak, çevreyle bir alışveriş içerisinde bulunmak, hayat alâmetidir. Kur’ân ise, âlemler Rabbinin Kelâm-ı Ezelîsidir, içerdiği anlamlar bitimsizdir, ‘lâfzı’ itibarıyla nüzulu Peygamber aleyhissalâtu vesselam hayatta iken tamamlanmış olmakla birlikte mânâları mü’minlerin kalbine inmeye hâlâ devam etmektedir. Aynı şekilde, imanın hakikatleri, meselâ esmâ-i hüsnâ, nihayetsiz tecellileri ile daima yeni yeni keşifleri ister ve iktiza eder bir keyfiyettedir. Durum bu iken, imana ve Kur’ân’a adanmış bir hizmet, fani bir şahsa bağlanmakla ‘kemâl ve devam’ yolundan alıkonulup dondurulamaz, manen öldürülemez. Üçüncüsü, devam kemâli içeriyorsa anlamlıdır ve sürdürülebilir haldedir. Tohumun fidana, fidanın ağaca yolculuğu ve en sonunda meyve verir hale gelmesi, meyvenin ise içinde taşıdığı tohumla yeni ağaçlara önsöz olması gibi; bu hizmetin devamı için ‘her cihetle’ kemâli şarttır. Tohum, meyveler veren bir ağaç haline gelmelidir ki, kabuğunu çatlatıp kendini çürütmesi bir hayra yaramış olsun. İşte, iman hizmetinin devam ve kemâli için de, şahısların ona tâbi olması, ama onun şahıslarla bağlanmaması gerekmektedir. Yok eğer böyle bir hizmet şahıslarla bağlanmış ise, o hizmetin devamı gelmez; faraza devam etse bile, asla kemâl bulamaz. Bediüzzaman’ın... Devamı

ASIL VE ZAHİR

2011-06-28 15:49:00

ASIL VE ZAHİR   Emirdağ Lahikası’nın sayfaları arasında dolaşırken, Bediüzzaman’ın ısrarla üzerinde durduğu hususlar bir bir nazarımıza çarpar. Bu hususlardan biri, onun, ‘baki bir davanın fani şahıslara bağlanması’na yönelik itirazıdır. İmana ve Kur’ân’a hizmet gibi bir dava, fani şahıslara mal edilemez, onlarla kaim görülemez, onlara bağlanamaz, onlarla kayıt altına alınamaz; alındığı takdirde büyük hata olur. Çünkü, imanın ve Kur’ân’ın hakikatlerini kavramak, bir şahsın inhisarında değildir öncelikle. İkincisi, böyle bir durumda, o kudsî hizmet, o fani şahsın ölümü veya hayatta iken yaşadığı olumsuz bir değişim ve dönüşüm ile akamete uğrama riskine maruz kalmaktadır. Bediüzzaman’ın kendisinin hayatta iken Risale-i Nur’daki bir hakikatin zıddına birşey söyler duruma düşmesi riskine karşı talebelerini uyaran, “Said de bir talebedir” kaydını düşerek Risale-i Nur’un Kur’ân’dan tereşşuh eden hakikatlerini şahsından azade ve üstte tutarak bu riski bertaraf etmeyi gaye edinen harikulâde mektubu, bu açıdan bilhassa kayda değerdir. Yine böylesi mektupların birinde ise, Bediüzzaman, Risale-i Nur’da sıklıkla karşımıza çıktığı şekilde, satır aralarını sıkışmış kalmış gibi görünen bir ibarede bir büyük hakikat ve hizmet dersini ve davetini ifşa eder bizim için. Bu mektup, yine, kudsî ve büyük bir hizmetin âlemler Rabbinin Kelam-ı Ezelîsine dayanan ebedî ve baki bir davanın fani şahıslara bağlanamayacağına temasla, bu büyük ve kudsî hizmeti “her cihette devam ve kemalde olan” diye tarif etmektedir: “Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikata zu... Devamı

Sinan Çetin'den

2011-06-24 19:44:00

  BİR SEVDAYDI UÇUP KONAN   Türkçe Olimpiyatları'nın şarkı finalinde juri üyesi olan yapımcı Sinan Çetin konuşmasında insanlara Türkçe'yi sevdirdiği için emeği geçenlere teşekkür etti. Türkçe Olimpiyatları'nın şarkı finali Haliç Kongre Merkezi'nde yapılıyor. Davetlilerin büyük ilgi gösterdiği gecede Ganalı öğrencilerin Karadeniz horon gösterisi büyük alkış aldı. Bir taraftan öğrenciler şarkı söyleyerek finalde dereceye girmek için ter dökerken, diğer taraftan da geceye katılan ünlü isimler organizasyon hakkında fikirlerini açıklıyor. "Burada olmayan, hangi nedenle olmadığını bilmediğim büyük bir düşünür, din adamı bir insana teşekkür ederim. Ona teşekkür etmemin en önemli tarafı bu ülkeyi, bu insanları, bu dili sevdirdiği için, Orhan Pamuk'a 'seni öldüreceğiz' diyenlere bu ülkeyi bırakmadığı için. Bu ülkede, bu ülkeyi sevmenin bir suç olmadığını hatta gurur verici olduğunu dünya ile bütünleştirdiği için teşekkür ediyorum." Geceye katılan diğer ünlülerin değerlendirmeleri ise şöyle: Oyuncu Erkan Petekkaya: Çok beğendim. Bu yıl 9.su yapılıyor. Daha önce 8 kez düzenlenen organizasyonlara katılmadığım için pişmanım. Sanatçı Kubat: Türkülerimizi dünyada bizden daha iyi tanıtıyorlar. Muhteşem bir organizasyon. Emeği geçen herkesi kutluyorum. Ahmet San: 38 senedir organizasyon yapıyorum bu akşam inanın tüylerim diken diken oluyor, yapan arkadaşlarımı biliyorum. Çekirdek kadroyu tanıyorum, onları kalben tebrik ettim. Bu talebeler memleketlerinde devlet kadrosunda yer alacaklar.İnşallah 500 bin talebe 50 milyon talebeye ulaşır. Sanat&cce... Devamı

Karanlık oda ve acı bir hatıra

2011-06-25 05:40:00

KARANLIK ODA VE HATIRA Can Dündar imzasıyla çıkan bu haberdeki iddia, yeni çıkan bir kitaba dayandırılıyordu. Kitabın yazarı eski bir MİT çalışanı. MİT çalışanı dedimse normal bir devlet görevlisi sanmayın. Sabıkası kabarık bir adam. Mafyayla irtibatı daha önce deşifre olmuş, Ergenekon soruşturmasında da ifadesi alınmıştı. Haberin yalan olduğu besbelli lakin nasıl ortaya çıkaracaksın bu amansız ve imansız iddianın etki ajanlığı doğrultusunda yapıldığını? Üstelik Can Dündar, olayı bir hayli senarize ederek naklediyor. O kurgudan gerçekle karşı karşıya olduğunuzu sanıyorsunuz. Mesela şöyle veriliyor haber: "Yer: Ankara Başkent Öğretmen Evi. Ev sahibi: Milli Eğitim Bakanlığı. Konu: Yurtdışında açılan Türk okullarının sorunları..."  Kader bu ya; bu haberleri okurken Türkçe Derneği'nden bir grup yetkili gazeteyi ziyarete gelmiş. İddiayı benden duydular. Heyetten biri şöyle demez mi: "Ben o tarihte bir Türk kolejinde görevliydim ve Milli Eğitim'in o toplantısında ben de vardım. Bu söylenenler çirkin bir iftira..." Ne yalan söyleyeyim; heyecanlandım. Olayın görgü şahidi tam da ihtiyaç duyulan anda karşıma çıkıvermişti. Lakin bu kişinin hafızasına güvenip 'çirkin iftira' demek o korkunç lekeyi silip atamayabilirdi. O yüzden, "İyi de nasıl ispat edeceksin ki!" dedim. Karşımdaki kişi, "Çok kolay!" diye cevapladı gülümseyerek. Meğer o toplantıdaki bütün konuşmalar Milli Eğitim tarafından kaydedilip kitap haline getirilmiş. "Kitabı bulabilir misin?" dememe gerek kalmadan arkadaş Türkçe Derneği'ni arayarak oradaki kişiden ilgili sayfaları faks geçmesini rica etti. Dündar gibi tecrübeli bir gazeteci meselenin aslını faslını araştırmadan böyle bir ... Devamı

Sabah namazını nasıl kaçırırsın nefsim...

2011-06-24 09:39:00

Beş vakit namazını düzenli kılsa bile pek çok mümin, gece uykusundan uyanamama veya sabah havanın soğuk olması gibi bahanelerle sabah namazını kazaya bırakıyor. Kur'an'ı Kerim'de en çok emredilen (70 kez) ibadet olan namaz, imandan sonra gelen en önemli ameldir. Miraç Gecesi Cenab-ı Hak tarafından Peygamber Efendimiz'e perdesiz ve doğrudan emredilen namaz, Rabb'imizin bize ihsan ettiği sonsuz nimetlere karşı en güzel şükür ve mü'minlerin ilk hesaba çekileceği meseledir. Bu kadar değerli ve önemli olduğu halde kıymeti bilinmediği için çeşitli bahanelerle terk edilen namazların içinde, Peygamberimiz'in "Dünya ve içindekilerden hayırlıdır." dediği sabah namazı ise en çok kazaya kalan namazdır. Beş vakit namazını düzenli kılsa bile pek çok mümin, gece uykusundan uyanamama veya sabahın erken saatlerinde havanın soğuk olması gibi çeşitli bahanelerle sabah namazlarını kazaya bırakabiliyor. Oysa sabah namazı günün ilk imtihanı, ilk ibadetidir. Sabah namazını kılarak güne Allah'ın garantisinde başlayan bir mümin, ertesi güne kadar karşılaşacağı mücadele ve tehlikelerde büyük bir güven ve güç sahibi olur. Hiç namaz kılmayanların kendilerine göre bahaneleri olduğu gibi, namaz kıldığı halde sabah namazlarını arada bir kaçıranlar da çeşitli bahaneler bulurlar. İlahiyatçı yazar Cemil Tokpınar "Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?" adlı kitabında, bütün bu bahanelere çözümler sunuyor ve namaza kalkabilmenin yöntemlerini anlatıyor. Tokpınar, bütün namazları vaktinde kılma esasına dayanan bu hal çarelerini tavsiye ederken, her durumda namazın nasıl kılınabileceğini kendi tecrübelerinden de örnekler vererek ortaya koyuyor. Uyanır uyanmaz kalkın ... Devamı

İkra......

2011-06-21 09:45:00

BAŞTA Elest bezminde söz verip geldim yeryüzüne. Önce “ikrâ” dedi Yaradan okudum. Sonra kalem verdi. Ve dedi “batır” yüreğine “ne yaş(z)arsan o’sun” yaşarken sen oldum. Yazarken aşk ve O’nu okudum. Sonun-da ben yoktum… Devamı

MUHTEŞEM MUHTEREMLER

2011-06-20 16:44:00

HER PADİŞAHA BİR VELİ Osmanlı halkı babasına Fatih Sultan demiş, ama kendisine de velilik sıfatını layık görerek Bayezid-i Veli diye yâd edegelmiştir. Akla gelebilir ki, padişahlıkla velilik birleşebilir mi? İsterseniz önce bir göz atalım Sultan Bayezid-i Veli'nin 63 senelik hayatındaki örneklerden bazılarına. Sonra karar verelim böyle padişahlıkta velilik olabilir mi? Kaldı ki bu konuda bizim vereceğimiz kararın pek değeri de olmaz. Çünkü ona bu velilik sıfatını koskoca Osmanlı halkı ve tarihi layık görmüş, tarih boyunca da onu hep Bayezid-i Veli diye yâd etmişler. Konuyu "Bilinmeyen Yanlarıyla Muhteşem Osmanlı" kitabındaki örneklerle inceleyelim isterseniz. Fatih'in kendini tam yetiştirmiş aziz evladı Sultan Bayezid Han, 63 senelik ömrünün 30 senelik padişahlığı içine birçok hayır işlerini sığdıran bir azme sahip bir sultandır. İstanbul'un en hakim tepesine muhterem babası Fatih Sultan'ın yaptırdığı Fatih Camii gibi bir muhteşem cami yaptırmaktadır. Caminin temeli henüz atılmış, sıra mihrabın konulmasına gelmiştir. Mimar başı kıblenin isabetli tespitinde şüphededir. O sırada yanından geçmekte olan sultana şüphesini arz eder. Bayezid-i Veli ayağını uzatıp, "Bas da kıbleye doğru bak bakayım!" der. Mimar başı, sultanın ayağı üzerine yavaştan basıp da kıbleye doğru bakınca karşısında olanca heybetiyle Kâbe'yi görür. Sultan: -Mihrabını buna göre ayarla, deyip geçer. Beş senelik hummalı bir çalışmadan sonra Bayezit Camii 1505'te bir cuma namazıyla ibadete açılır. Ne var ki açılış namazında ilk imamlığı kimin yapacağı mesele olmuştur. Çünkü imamlığa layık çok alim ve fazıl zatlar var cemaat içinde. Külliyenin müderrisliğini üstlenmiş olan meşhur Zembilli... Devamı