HASTALIĞIN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİ

2011-05-16 11:48:00

  HASTALIĞIN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİ; “HASTALARA TESELLİ” İnsanların en kıymetli sermayesi ömürleri, hayatlarıdır. Kesintisiz süre giden hayat sıradanlaşır; kıymeti bilinmez; bilinemez, değersiz olarak algılanır. Ancak hastalıklar, musibetler bizi sermaye elden gidiyor diye; boşa harcanmaması konusunda, iyi değerlendirme konusunda uyarır. Ömrümüzün farkına varmamızı, kıymetini anlamamızı sağlar. Musibet zamanları göreceli uzundur; bu durum ömrümüzü bereketlendirir; uzatır. Sefa zamanı ise kısa gelir; çabucacık geçer. Birçok İslam âlimi hastalıkların, musibetlerin günahlarımıza kefaret olduğu konusunda ittifak etmişler; tedavi süresince hastalıklara sabır gösterilmesini tavsiye etmişlerdir. Ayrıca hastalıklar insanın vicdan ölçülerini ve ahlaki değerlerini, uyararak devam eden ömürde kötülüklerden ve günahlardan uzak kalmasını sağlar. Musibetlere sabredenlerin beşeri yanı zayıflarken ruh derinliği ve zenginliği artmaktadır. İnsanlar çoğunlukla geçmişte yaşanan sıkıntıları ve gelecek belaları düşünerek kederli bir hayat sürer. Aslında canlıların mertebece en yükseği, en mükemmeli olan insan için ömür bir gün gibidir. Geçmişe de geleceğe de erişemez; müdahale edemez. Ancak beklentilerine göre geleceğe hazırlanır. Sürekli sıhhat ve afiyet gaflet verir. Bir süre sonrada sıhhat ve afiyet değersizleşir; ya da değersizleşmiş gibi görünür. Hastalıklar ise ikaz eder, nasihat eder. Ömrün ve çevremizdeki sevdiğimiz yakınlarımızın, değerli şeylerin farkına varmamızı sağlar. Hastalıkların onda dokuzu hatta daha fazlası geçicidir; hasarsız iyileşir. İnsan her hastalığın kötü sonlanacağını düşünürse, elem ve kederi onlarca kat artar. Bedeni... Devamı

BOR

2011-05-16 11:28:00

  BİR ELEMENT,  BİN BİLEŞİK; TÜRKLERİN MASALI, GERÇEĞİ; BOR –TİNKAL  “Bu bilgiler TÜBİTAK yayını olan Bilim Teknik Dergisi’nden özetlenmiştir”  Bor (B), Atom Numarası 5, Atom Ağırlığı 10.81, Yoğunluğu 2.84 gr/ cm3, Erime Noktası; 2200 santigrat, Kaynama Noktası; 2250 santigrat, siyah renkte metalle ametal arası özelliklere sahip bir yarı iletkendir. Sonsuz sayıda bileşik verebilen bor değişik oksijen bileşiklerine borat denir. 230 doğal minerali bulunuyor.  EKONOMİK DEĞER TAŞIYAN BOR MİNERALLERİ:  - SODYUM BORAT                                  : BORAKS VE KERNİT - SODYUM KALSİYUM BORAT            : ÜLEKSİT VE PROBERTİT - CALSİYUM BORAT                              : KOLEMANİT VE PANDERMİT - CALCİYUM MAGNEZYUM BORAT   : HİDROBORASİT - DOĞAL BORİK ASİT                             : SASSOLİT.  BOR YATAKLARI: Ülkemizde Batı Anadolu ve Güney Marmara’da 300 km’lik bir şerit üzerinde; genişliği ise 100-150 km kadar bir alandadır. Balıkesir-Bigadiç, Bursa-Kestelek, Susurluk-Sultançayırı, Kütahya-Emet, Eskişehir-Kırka yörelerinde bulunur. Dünyadaki rezervin yaklaşık % 65’i Türkiye’dedir. Diğer Ülkeler: ABD(%9), Rusya(%9), Arjantin, Bolivya, Peru, Çin’dir.              BORAKS-TİNKAL : ... Devamı

İnşAllah derse Yakaran İnşa eder Yaradan

2011-05-12 11:15:00

O'dur yapan; yaptıran Benimle olduğunu zannettiklerim… Benden izin almadılar ki hayatıma girerken,izin alarak çıksınlar… İzin alarak sahiplenmedim ki izin vererek bırakayım. Aciz olan benim, Bir kollayanım olacaktı elbet kendimi dev sanmasaydım. Emanet ağır yük! Değil ki sahiplik… Bu yüzden ezildim işte,bir düzine cahillik Kaldıracağım kadar verildi bana. Daha fazlasına karışarak kendime eziyet eden benim. Bunca şeyi anlayınca,”inşaallah”, Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile. Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşallah” derken içten içe Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye. Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum Rabbime “inşaallah” dedikten sonra başlayan işe Ruhum uyanıverdi,hani o yıllardır durmadan kıvranan Sen de yeter ki onu an ,çünkü İnşallah derse yakaran inşa eder Yaradan.(alıntı) Devamı

Neden Ben

2011-05-12 20:52:00

 ŞİRKE GİDEN YOL Efsane Wimbledon un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS den ölüm döşeğindeydi. Hayranlarından biri sordu: “Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?” Arthur Ashe cevap verdi: “Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50 si Wimbledon a kadar gelir, 4 ü yarı finale, 2 si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı ya “Neden ben?” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı ya nasıl “Niye ben?” derim..? Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı ya asla “Neden ben” diye sormayın. Ne olacaksa olur…Arthur Ashe   OLANLARDA DA KÖTÜLÜKLERDE DAHA ÇOK NEFSİMİZİN VE CÜZİ İRADEMİZİN DAHLİ VARDIR.   Devamı

RÜYALAR VE RÜYANIN ÜÇ BOYUTU

2011-05-12 13:00:00

      Günümüzde, hem rüyalarla hem de günlük hayattaki hadiselerle alâkalı yorumlarda çok defa te'vil hataları yapılmaktadır. Çünkü rüyaların ve hadiselerin lisanı, içinde bulunduğumuz âlemin dilinden çok farklıdır.        Zâhiren olumsuz hadiselerin manaları, bazen hakikat açısından olumlu olur ve onlar müsbet gelişmelerin işaretçileri sayılır; kimi zaman da çok olumlu görülen olaylar aslında mana itibarıyla olumsuzdur ve onlar da menfi vakıaların alâmetleridir.            Diyelim ki; evinizin içi suyla doldu. Siz bunu olumsuz görebilirsiniz. Fakat bu, bir seyahate çıkacağınızı, muvakkaten o evden ayrı kalacağınızı ve neticede üzerinize bereket yağacağını ifade ediyor olabilir. Yine; bir binanın yıkıldığını görseniz, te'vil-i ehâdis açısından, o geçici bir sarsıntı demektir. Yangın neticesinde olmayan yıkıntılarda her zaman yeniden filizlenme söz konusudur. Söz gelimi, selin sebebiyet verdiği zayiat kalıcı bir sarsıntıya yol açmaz; o muvakkat bir meşakkatin remzidir. Onun arkasından bolluk ve bereket gelecektir.          Bu itibarla, rüyaları ve hadiseleri te'vil meselesi de bir nevi uzmanlık alanıdır; herkes o işe kalkışmamalıdır. Kur'an'ın mevzuyla alâkalı ayetlerini ve hadis-i şeriflerin bu konudaki şerhlerini bilmeyen, misal âlemine dair bazı hakikatlerden haberdar olmayan kimselerin te'villerde bulunmaları ve hele onlara bazı hükümler bina etmeleri kat'iyen doğru değildir. Kötü rüya görünce ne yapmalıyız?           Hususiyle, kötü unsurlar ihtiva eden rü... Devamı

EĞİTİMİN İKİ UNSURU; "MAKUL"

2011-05-09 23:31:00

MedresetüZ-Zehra   “Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit birincisinde taassub, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder” (1)   “The religious sciences are the light of the conscience; the modern sciences are the light of the mind; only on the combining of the two does the truth emerge. The students’ aspiration will take flight with those two wings. When they are parted, it gives rise to bigotry in the one, and skepticism and trickery in the other. ”   SÖZLÜK: ZİYA; KENDİNDEN IŞIĞI OLANIN IŞIĞI. ULUM; İLİM. NUR; KENDİ IŞIĞI OLMAYAN BAŞKABİR ŞEYİN IŞIĞINI YANSITAN DOLAYLI IŞIK KAYNAĞI. İMTİZAÇ; BİRLEŞME, UYUGNLUK, KAYNAŞMA. TECELLİ; BELİRME, ORTAYA ÇIKMA, ZUHUR ETME. PERVAZ; UÇMAK, YÜKSELMEK. HİMMET; GELİŞME, ALGILAMA, FAYDALI OLMA. İFTİRAK; AYRILMAK, DAĞILMAK. TAASSUB; KÖRÜ KÖRÜNE DELİLSİZ İNANMA. TEVELLÜD; DOĞMA ORTAYA ÇIKMA.     1*BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ     ... Devamı

RÜYA VE GERÇEK

2011-05-06 21:36:00

  RÜYA VE GERÇEK        Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bize gösterdiğin nümûnelerin, gölgelerin asıllarını, membalarını göster.” duasıyla bu hâdis-i şerif birlikte düşünüldüğünde şöyle bir mana kalbe gelir: Rüyadaki insan da yer, içer. O yemekler, onu rüyada tatmin eder. Burada bir gölgenin bir başka gölgeyi doyurması söz konusudur. Ama bu adam uyandığında aç olduğunu anlar ve gerçek gıdasını aramaya başlar.         Dünya ile oyalanan ve hakikî saadeti unutan insanlar da gölgeyle tatmin olmaktalar. Bunlar, öldüklerinde uyanacaklar ve gerçek tatminin ancak Cennette olacağını hakkıyla anlayacaklar. Ama çoğu insan için artık vakit bitmiş, fırsat kaçmış olacak. Allah Resulü (a.s.m.) kasemle ifade ediyor: “Allah’a yemin olsun ki, ahrete göre dünya, ancak sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Baksın bakalım kendisine ne dönecek?  Parmağı denizden ne getirebilecek?”          Ebedî saadet bir deryadır. Dünya lezzetleri ise parmağı ıslatan su kadar bir şeydir. Bu ıslaklıkta boğulmayan, hafif bir nemde sırılsıklam olmayanlar deryayı buluyorlar. Fâniye aldanmayanlar bakiye eriyorlar. (bizde İnşallah böyle oluruz...) Devamı

TİPLER VE BENZERLER

2011-05-06 21:08:00

  TİPLER VE BENZERLER        Gandi bir sömürgeci kuklası idi. gandi gibiler sömürgecilere olan tepkinin azalması için gereklidir; hem bir işe yaramaz, hem de toplumun gazını alır tepkilerini söndürürler. Yani ihanetin sömürgecilere yaranma, hoş görünme tarafındadırlar. bu nedenle sömürgeciler onları yüceltikce yüceltir.        İşte kukla olanlar, maşa olanlar; arka planları boş olanlar, içi dışı farklı olanların bir dili sürçer, bir ayağı sürter; ya kendi ipine dolanır ya çarşafa! Dolanırlar... Geldikleri şekle uygun olarak da teşhir ve tecrit olurlar; yok olurlar. Zaten toplumsal bağları  da ya yoktur veya zayıf ve sunidir. Devamı

HİLALİN GÖLGESİNDE

2011-05-03 05:38:00

  TÜRK HİLALİ/TÜRK BAYRAĞI            Ülkelerin bayrakları o ülke veya devlet sınırları içinde yaşayan milletin değerlerini ve bu değerlerinin dayanaklarını, ölçülerini; kısaca milletin ruh şekillenmesini ve birliğini sembolize eder. Türk Bayrağı da Türk Milleti'nin tarihi gelişim sürecinde her "boya bir tuğ"dan başlayarak  (önce/Ergenekon’da en çok faydalandıkları evcil hayvan "keçi" sembolüne/bu kaynakların büyük bir kısmı Kazakistan'da olup bizzat görmek nasip oldu).  Milletin sosyal gelişimine / tekâmülüne paralel olarak gittikçe yükselen ve yücelen bir seyir izleyerek; Göktürklerde Bozkurt sembolü, Selçuklularda Çift Başlı Kartal ve Ok-Yay sembolü, Osmanlılarda bazı geçiş sembollerinden sonra Hilâl-Yıldız sembolü bayrak olmuştur.          Hilal-Yıldız (ay-yıldız değil!)' ın bayrak yapılması ile ilgili Osmanlı Devleti'nin  Balkan Savaşlarından biri  ile ilgili  güzel bir hikâyesi vardır. Bu güzel hikâye hemen herkes  tarafından zaten biliniyor. Benim araştırmalarım ve oluşan kanaatime göre  ise bu hikâye sadece güzel bir tevafuktur. Gerçek ise zamanın âlimlerinin ince hesaplar yaparak, Milletimizin Değerlerini, yapısını/fıtratını inceleyerek Bayrağımızın şekillendiği/şekillendirildiğidir.            Türk Bayrağı/Bayrağımız, Hilâl-Yıldız sembolleri ve Al kırmızı-Beyaz renklerden oluşturulmuştur. Burada Büyük Türk Âlimleri  Hilâl  ile Al... Devamı

ANADOLU'DAN ÇIKIŞ

2011-04-25 23:58:00

  ANADOLUDAN ÇIKIŞ; 2. ERGENEKON; ANADOLU “SEMAYA/GÖĞE YÜRÜYÜŞ”           Bin yıllık Anadolu serüveninin sonuna geldik. Ya ezilip bükülüp, büzülüp, küçüleceğiz kendimize koza öreceğiz; sonunda da bu kozanın içinde boğulup yok olacağız; silinip gideceğiz ya da iddialı bir ifade ile katkı sağlayacağız, üzerimize düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getireceğiz; dünyaya format atacağız. “ İsteyen inanır; inanan yapar.” Kitaba sarılıp, karşılık beklemeden, yardımlaşarak yürümek, birlik, dirlik ve dirilik içinde yaratıcının rızasını dilemek ve rızayı ilahiye erişmek yolunda temsil ve tebliğ yönünde yürüyeceğiz. Bu bizim için aynı zamanda “Ergenekon’dan ikinci defa çıkış” olacaktır.           Anadolu dünyanın kalbidir; HARDLAND; bizim yurdumuz; emanetimiz Yaradan’dan bize. Burası balkanlar, Kafkaslar ve Basra sacayağının ortası; kor yığınıdır. Burada ancak adalet, güzel ahlak ve alternatifli bir yaşam felsefesi ve hizmet aşkıyla ile devamlılık gösterilebilir; gösterebiliriz. Bu kolay değildir; bedel ister, o sorumluluğu alacak inanmış kadrolar, adanmış ruhlar; samimi, sabırlı yüreğiyle yaşayan, yüreği ile düşünen, yüreği ile davranan disiplinli insanlar ister. Fıtrat, istikamet, gayret bizden; sonuçları Allah’tandır. Ve buradan üç çıkış yolu vardır. Balkanlar, Kafkaslar ve Basra. Buralar ise insanlık için çatışma ateşinin hiç sönmediği çatışma yerleri ve geçiş yollarıdır. Bunun dışında Çıkışlar; dünyaya açılım ise doğu Akdeniz, Adriyatik, Karadeniz ve Baltık ile Anakara Orta Asya’dır. Buralardan Bütün Dünyaya yol açabilirsiniz; yo... Devamı

AİLE; TOPLUMUN YAPITAŞI

2011-04-25 22:25:00

  AİLEMİZ VE BİZ         Ailemiz anne, baba ve çocuklar ile ebe beyinlerden oluşur. Ailemiz bizlere Allah’ın lütfüdür. Bizim mülkümüz değil bize emanettir. Ancak bizim olmadığı halde bizim en değerli varlığımızdır. Bir yandan neslimizin devamı, biryandan bizi hayata bağlayan bir güzellik ve zevkli meşgaledir. Ebe beyinler ise sayıp seveceğimiz, bize dua eden, bilgi ve tecrübelerinden yararlanacağımız değerli yakınlarımızdır.         Aile içinde sıkıntı ve külfetler, çatışmalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Hem de bu durumlarla sıkça karşılaşacağız. Aile içinde en önemli silahımız sabır ve anlayış olmalıdır. Eğer sabredersek her açıdan karlı çıkacağımızı ileride göreceğiz. Bir de aile içi ilişkilerde sevgiyle, şefkat ve yardımlaşma düşüncesiyle yaklaşmak; diyalog yolunu yöntem olarak benimsemek gerekir. İkna ve inandırma yöntemi ve yönetimi aile içinde uygulanmalıdır.       Karı koca kavgaları, gelin kaynana kavgaları, kuşak çatışmaları, tamamen gereksiz muhataplıklardan ve hoşgörüsüzlükten ileri gelir. Aslında ne gelin kaynanayı değiştirebilir ne de kaynana gelini değiştirebilir; aslında birbirilerini değiştirmesi de gerekmez. Zamanında gönül seçmiş, beğenmiş ve sevmiş kabul etmiş alınmıştır. Artık o bizimdir; emanettir, mesuliyeti de bizimdir. İşte bilinmesi gereken bütün mesele de budur. İkisi zaten ayrı bireyler ve ayrı kuşaklardır. Aynı düşünmeleri, aynı davranmaları beklenmemelidir; böyle bir beklenti içinde olmak abestir.          Bizimki şöyle de başkasının ki böyle değildir. Bazı şeyler cinslerin fıtratıyla, alışkanlıkları, tecrübeleri ile ilgilidir. Kolay ulaşılan, hep yanımızda olan, kanıksanan değersi... Devamı

Adalet, Güzel Ahlak, Demokrasi 1

2011-04-25 22:23:00

3A:A-A-A  ADALET,  AHLAK VE ALTERNATİFLER         Fertlerin ve toplumun değer yargıları adalet, güzel ahlak ve demokrasi; yani alternatiflerin varlığı üzerine kurulmalıdır. Özellikle bireyler arası, toplumsal ilişkilerde; devletin uygulamalarında da adalet ve demokrasi en önemli unsurlardır. İnsanlar arası ilişkilerde ise güzel ahlak ve adalet duygusu/vicdani kanaatler belirleyici unsurlardır. Adalet ve güzel ahlak göreceli olsa da bütün toplumlarda kişi ve kamu vicdanını rahatsız etmeyen ortak normlar vardır. İşte bu normlar bizlerin ölçüleridir. Bu normlar da çoğu kez o toplumlardaki inanç sistemleri ile ilişkilidir.     Adalet sözcük olarak delet (dalet) / yokluk’un tersi olup varlığın devamını; devamlılığı; biyofilik düşünme, etki ve fonksiyonları temsil eder. Adalet mülkün sahibi veya emanetçisi tarafından sağlanır veya sağlanmalıdır. Mülkün sahibi Allah ve Allah adına tasarruf sahibi de devlettir. Bu nedenle “adalet mülkün temelidir” tanım ve felsefesi toplumsal normlara uygun ve genel bir doğrudur.     Güzel Ahlak, yine toplumların ortak vicdanını rahatsız etmeyecek, Yaratıcının sevdiği ve övdüğü davranışlar bütünüdür diyebiliriz. Demek ki güzel ahlak büyük oranda inançlara bağlı oluşan ölçülere ve alışkanlıklara dayanmaktadır. Biz Müslümanlara göre de güzel ahlak Kuran’da tarif edilen, övülen tavır ve davranışların bütünüdür. Kuran zaten anlam olarak avam için güzel ahlak, tavır ve davranışları ifade etmektedir.     Alternatiflerin varlığı/demokrasi, insanları topluma faydası olmayan lüzumsuz kısıtlamalardan kurtaran, ufkunu açan, vicdani serbestlik ve daha da öne... Devamı

VÜCUDUMUZUN BİYORİTMİ (BİYOLOJİK SAAT)

2011-04-23 01:12:00

  İnsanın doğasına/fıtratına uygun yaşaması hayatımızı kolaylaştıracak; verimli hale getirecektir.  Aynı zamanda ömrümüzü sağlıklı ve konforlu yaşamamızı sağlayacaktır. Yine günlük çalışmalarımızda enerjimizi verimli kullanmak, daha az yorularak daha fazla iş yapabilmemiz yanında kolaylaştırıcı etkileri ile birlikte başarılı olmamıza da katkı sağlayacaktır.   İnsan hayatında iki türlü ritim mevcuttur. Birincisi bir günlük değişimler, ikincisi ise yıllık değişimler. Biz burada bir gün içindeki insan vücudunda meydana gelen değişimler ve bu değişimlere göre neler yapılmasında fayda olacağı yönünde görüşlere yer vereceğiz. Yıl ve yaş dönümleri ile ilgili kısmı başka bir yazımızda ele alacağız. 24 saatlik yaşam döngüsü başka başka canlılarda farklı olabilmektedir. Çünkü her canlının yaşamsal faaliyetleri, beslenme alışkanlıkları, dinlenme zaman ve periyotları faklı farklı olmaktadır. Yine belirlenen saat dilimleri sonradan belirlenen suni aralıklardır; ileri geri alınabilmektedir. Gerçek biyolojik saat güneşin dünyanın ve ayın konumlarına ve hareketlerine bağlı olan zaman dilimleridir. Yani saat yerine imsak, seher, kuşluk, öğlen, gün ortası, ikindi, grup,  akşam, yatsı ve gece yarısı zamanları gibi tabir ve tarifler daha doğru olacaktır. Hemen burada saatleri hiç şaşmayan horozlar akla gelmektedir. Gerçek biyolojik saatleri onlardan iyi kimse bilemez. Araştırıldığında Horozların ritimlerinin insanların ritimlerine yakın veya uygun olduğu gözlenecektir. Belki yaratılış gayelerinden biri de bu durum olabilir. Şimdi saat saat bir günün hikayesine bakalım: 21.00: Sindirim organlarının günlük görevi sona ermiştir; istirahata geçerler. Bu saatten sonra yemek yenmemelidir; yenen her şey midede sabaha kadar hazmedilmede... Devamı

ALAK SURESİ

2011-04-22 02:33:00

  ALÂK SÜRESİ (İLK BEŞ AYET)     BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM   “1. İKRA, BİSMİ RABBİKE ELLEZY HALAK   2. HALAKAL İNSANE MİN ALAK   3. İKRA VE RABBİKEL EKREMÜ   4. ELLEZİY ALLAMEL BİL KALEM   5. ALLAMEL İNSANE MA LEM YA LEM”                       MESAJI:   1. OKU, YAZIYI OKUMAK ( OKUMAK; ÇEVREYİ VE OLAN BİTENİ ALGILAMAK; GÖZLEM, FARKINDALIK ), YARADAN ( YOKTAN VAREDEN ) RABBİ’NİN ADI ( RIZASI )   İLE. YAPILAN HER İŞE BESMELE İLE BAŞLAMAK; HER AN YARATICI’YI BİLME VE HATIRLAMAK 2. O, SENİ YARATTI; ÇİĞ DAMLASI GİBİ ASILI DURAN BİR DAMLACIKTAN ( ALAK ). KENDİNİ, ASLIN I / ORİJİNİNİ VE HADDİNİ; KULLUĞU BİLMEK; TABİ OLMAK. ALLAH'IN BÜYÜKLÜĞÜ; AZAMETİ YANINDA TOZUN TOZU OLMAYAN BİZİ MUHATAP ALMASI; KULLUK VERMESİ; YOKLUK ALEMİNDEN VARLIK ALEMİNE ÇIKARMASININ BİLNMESİ. 3. OKUMAK, ALLAH’IN EN BÜYÜK KEREMİ (İKRAMİ), İHSANIDIR. SAYILAMAYACAK KADAR ÇOK OLAN NİMETLERİ İÇİNDE EN DEĞERLİSİ, DİĞER NİMETLERE ULAŞMA YOLU. İDRAK, İRADE, FERASET... 4.  O (ALLAH),  KALEMLE YAZMAYI (TUTANAK, TESBİT) ÖĞRETENDİR (ÖĞRETTİ). ESİRİ ÇİZMEK, ZAMANI DELİP GEÇMEK; KUŞAKLARA AKTARMAK, ERİŞTİRMEK, BİRLEŞTİRMEK; YAŞATMAK, DEVAMLILIK; KALEMİN HAREKETİ VE HAVADAKİ KILIÇ İZİ; HARF/HURUF; KILIÇTAN KESKİN OLMA 5. İNSANA BİLMEDİKLERİNİ;  CİSİMLERİ İSİMLENDİRMEYİ, ŞEKİLLENDİRMEYİ  (İŞLEME, DEĞİŞTİRME; ÇALIŞMA,) YENİDEN İSİMLENDİRMEYİ ÖĞRETTİ;  FARK ÜRETME, TASARLAMA, KATMA DEĞER ÜRETME, DEĞERLENDİRME; BULUŞ,  İCAT ( ÖĞRETENDİR )... BİLİM, TEKNOLOJİ, MEDENİYET.   ... Devamı

BOZKIRIN RUHU

2011-04-22 12:22:00

  BOZKIRIN RUHU; BOZKURT, KARTAL, HİLAL          Bu bir sosyal tarihtir. Ve Türklerin yükselişini konu alır. Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar. Biz ise hala Osmanlıyız; kim ne derse desin. Ve Biz şimdilerde yeni yüzyılda yeni misyon ve yeni vizyonla; temsil ve tebliğ ile görevliyiz inşallah. Tarihte Müslüman Araplar yeni Müslüman olan Türk boyları ile karşılaştıkça bozkırın bozulmamış insanları olarak tanımlamışlardır.         Bozkır olabildiğince açık düz alan anlamındadır. Bana bozkır insanı ve bozkır hayatı direnci, sertliği, bozulmamışlığı hatırlatmaktadır. Samimi işlevsel, duygu yüklü, estetik, tabii görüntüsü altında gizemli bir dünyayı ifade etmektedir. Bozkırın sesi, sessizliği, koşulları, bozkırda güneşin doğuşu, batışı insana ayrı düşler, ayrı dünyalar hissi vermektedir. Genişlik, ferahlık, ulaşılmazlık; dört bir yana hareket şansı veren özgürlük; dağlardan ovalara doğru seyrin verdiği sonsuzluk hissi ve hazzı, sonsuzluk yanında sonluluğumuz ve kulluk hissi; ayrılıklar, kavuşmalar, barışmalar ve hatta kavgalar; çok boyutlu bir hayat…        Ben Türklerin Yasef’in soyundan geldiğine inananlardanım. Yine okuduğum kaynaklara göre Türklerin Hazardan Orta Asya’ya yayıldığını; sonradan tekrar batıya yöneldiğine inanıyorum. Yine Türklerin ilk Peygamberinin Hz. Zülkarneyn olduğuna dair ipuçları görüyorum. Bu bakımdan Yusuf Has Hacib’in  Kutadgu  Bilik  adlı eserinin sığlaşmış hadis kitabı gibi düşünürüm. Bu konuda yapılmış akademik çalışmalarda aynı yöne görüş oluşturmaktadırlar. Bu konuların gerçekliği asıl olarak tarihçilerin, edebiyatçıların ve ilahiyatçıları... Devamı

ZAMAN BOYUTU; SERMAYE

2011-04-21 10:45:00
ZAMAN BOYUTU; SERMAYE |  görsel 1

  İŞİMİZ ŞİMDİ İLEDİR.; ZAMAN BİZEDİR.   Geçmiş geride kalmıştır, Gelecek gelmemiştir,Elimizde şimdi/şuan vardır.          Şimdi, bizim ana sermayemizdir. Ve her şey ona endekslidir. Geçmişe ve geleceğe irade etmek mümkün değildir. Geçmiş ve gelecek arasında ki insanoğlu geçmişi yaşayıp öğrenerek elde ettiği tecrübelerle/birikimlerle geleceği tahmin eder ve şekillendirmeye çalışır. Zaman ise görecelidir. Başka boyutlarda farklı akmaktadır. Başka boyutlarda geçmiş, gelecek olmayabilir. Yine zaman hızla ilgilidir. Henüz tam olarak test edilmese de pozitif bilimin öngörülerine göre hız zamanla ters orantılıdır. Kuranda birkaç yerde zamanın farklı aktığına dair işaretler vardır. Bir yerde bizim zamanımıza göre 1.000 yılın bir gün olduğundan, bir diğer yerde de bizim zamanımıza göre 50.000 yılın bir gün olduğu ifade edilmektedir. Bu ifadeler zamanın göreceli olduğunu desteklemektedirler. Yine bu ifadeler belki başka varlıkların zamanları olup onların hızlarına göre bizimkine benzer bir ömür ölçüsü olabilmektedirler.         Beşer geçmişe müdahale edemediği için geçmişe takılmamalıdır. Ancak geçmişi bilgi ve birikimlerinden tecrübî olarak faydalanabileceği bilgiler olarak kullanmalı; kurallarına/prensiplerine, ölçülerine eklemelidir. Geçmişin yasını tutmayı da mümkün olduğunda kısa tutmalıdır.      Gelecek ise henüz gelmemiştir. Bizim için geleceği de bir varsayımdan ibarettir. Geleceğe hazırlanılmalıdır; kendimizi hazırlamalıyız; ancak vesvese yapıp da gelecek kaygılarını derinleştirmemeliyiz. Belki de gelecekte olacak olanlar bizim öngördüklerimiz gibi olmayacaktır. Belki de bizim için gelecek hiç... Devamı

ALLAH GÖNÜLLERDE YAŞAR

2011-04-19 23:28:00

  Bir gönül yapmak gelmiyorsa elinden, bari bir gönül yıkılmasın dilinden.  ne yeryüzüne, ne gökyüzüne, ne de arşa sığar; ALLAH, Ama şaşılacak şey Şudur ki, İnanan kişinin gönlüne sığar; O'nu (c.c.) arıyorsan, gönüllerde ara..                                                  Hz.Mevlana Devamı

CUMA

2011-04-15 19:43:00

CUMA Cuma İslam’ın sade, anlamlı, uygulamalı en basit tanımı;  islamın demosu/temsilidir. İslam’ın birlik ve beraberlik; birleştiricilik; kardeşlik ve Allah katındaki adalet, eşitlik ve ruhun bedene, kalbin beyine üstün olduğu; nefsin gururu ve kibrinin sıfırlandığı bir inanç, ibadet,  inanış biçimidir. Özgür ve cemaat halindeki bütün erkek Müslümanlara farzdır. Erkekler bu ibadeti yerine getirdikleri zaman hanımları ve kızları da görevi ifa etmiş sayılırlar. Cuma haftada bir gün Cuma günleri öğlen vaktinde kılınan bir namaz ibadetidir. Farzı 2 (iki) rekâttır. İmam ile kılınır. İmam yoksa ve şartlar oluşuyorsa kuran/dini bilgisi en fazla olan kişi imamlık yapar. Bir kişi de müezzinlik yapar. Cuma mini bir mahşer provası da sayılabilir. Kimsenin irk, renk, mevki, makam, zenginlik, mal mülk üstünlüğü olmada ve hiçbir sınıf farkı gözetilmeden saflara dizildiği; en yüksek seviyedeki birinin alnını en düşük gördüğü bir kimsenin ayak bastığı yere alnını koyması; gururun, kibrin sıfırlandığı; enaniyetin/benliğin kırıldığı insanın ise yüceldiği bir durumdur.  Yaratıcının karşısında O’na kulluğun ifadesi; bir taraftan da Allah katında en yüksek düzeye çıktığı andır. İmamın grövleri geniş ve üç bölümdür. Hutbe, dua ve imamlıktır. Cemaat ise niyet ile imama katılır ve tabi olur. Bu tabilik aynı zamanda içinde yaşanılan topluma da bir ünsiyet bit tabiliktir. Bir sılayı rahim, aslına dönmek veya aslından kopmadan ileri yürümektir. Yukarıdaki anlayış ve algılamalardan sonra Cuma için Hümanizmanın da doruk noktasıdır diyebiliriz. Bu durumu bilselerdi bütün dinler cumaya katılırlar; hatta dinsiz olan âlimler, entellüekteller, sosyalistler, komünistlerinde cumaya ge... Devamı